Ya Öyle Değilse de Böyleyse ?

Uluslararası ilişkiler, siyasi bağlantılar ve diplomasi her zaman şeytanın görme dediklerinden beslenir. Farklı durumların arka planında ciddi anlamda neler döndüğünü görmek istendiğinde her zaman öncesinde olanlara ve sonrasında getireceklerine odaklanmak gerekir. Ayrıntılar, süreç analizlerinde aslında içerisinde bulunulan durumun temelini oluşturur. Her analiz takipçisini doğru yola çıkarabileceği gibi komplo teorisi olmaya mahkum da olabilir.


Uluslararası ilişkiler konusuna ilgi duyanlar içerisinde bulunduğumuz çağın sabotajlar, şantajlar, ve komplolar aracılığıyla ilerlemekte olduklarını göreceklerdir. Dünya, süper güçlerin bitmeyen oyunlarında diş gösterdikleri bir satranç tahtası haline gelmiştir. Tarihsel bağlantılar, duyulan vefalar, geleceğe yönelik atılan adımlar ya da gösterilen reaksiyonlar daimi olarak birbiriyle daha doğrusu bir önceki hamleyle bağlantılıdır. Tarih boyunca Rusların değişmez suikastçileri olan Sırpların, Yugoslavya’nın bölünmesi sonrasında acılı bir şekilde kaybettiği Kosova’nın dünya kamuoyunda kabulü ulusal güvenlik stratejisini NATO üyeliğine endeksleyen Gürcistan’ın Rusya tarafından direkt işgali ile sonuçlanmıştır. Bahsi edilen durum Tiflis’e yaklaşan Rus Tankları’ndan korkan Saakaşvili’nin Gori’yi kendisine üs olarak bellemesine hatta Rusya’ya bulunduğu yerden meydan okurken geçen Rus Savaş Uçakları’nın korkusuyla tüm dünya kameraları önünde kaçarak rezil olmasına sebep olmuştur ki bu savaşın faturası De facto ülkeler olarak kabul edilen Abhazya ve Güney Osetya’nın kuruluşuyla bölgeye ve ABD’ye ödetilmiştir.
Rusya’nın Akdeniz’deki tek üssü olan Tartus, Arap Baharı’nın son zinciri olan Suriye’nin yangın yerine dönmesiyle elden çıkacak duruma gelmiştir ki yine tarihe bakıldığında Hafız Esad Rejimi’nin Sovyetler Birliği ve Rusya ile derin ilişkileri farkına varılmayacak gibi değildir. Suriye’nin askeri ihtiyaçlarının bütününe yakınının Rusya’nın atıl halde ya da kullanmadığı donanımlarla karşılandığını, Suriye İstihbaratı “El Muhaberat”ın Sovyetler Birliği Gizli Servisi “KGB” sistemiyle çalıştığını göz önünde bulundurursak, her ne kadar demokrasi konusunda elinden geldiğince atılımlar yapmış olsa da Sovyetler Birliği Rüyası’ndan uyanamamış Rusya’nın kadim dostu Beşar Esad’ın koltuğunun sarsılması ve coğrafyada etkin Rusya anlayışının darbe alması Rusya’nın bir kez daha Batı’ya diş bilemesine sebep olmuştur. Her ne kadar Suriye konusunda Rusya direncini kırmaya yönelik olarak Suudi Arabistan’ı da içine alan enerji anlaşmaları yapılsa da Rusya’nın tarihi mirası tamamen devlete yapılanları unutmamaya yönelik bir anlayışa dayanmaktadır.
Hedef, Ukrayna’dır. AB Müzakereleri’nin ileri seviyeye taşınması yerine Rusya’ya yaklaşan adımlar atılması Rus yanlısı Cumhurbaşkanı Yanukoviç’i devre dışı bırakmış, Ukrayna vahşetin kucağına atılmıştır. Türkiye’nin tarihi, ticari ve kültürel olarak yakın ilişkiler içerisine bulunduğu Kırım Özerk Bölgesi, birkaç gün içerisinde Rusya’ya bağlılığını bildirmiş, stratejik anlamda büyük önem taşıyan ve Karadeniz’e hakimiyet açısında kilit noktada bulunan Kırım Yarımadası Ukrayna’nın elinden çıkarken Türkiye Cumhuriyeti en ufak reaksiyon gösterecek fırsatı bile bulamamıştır.
İçerisinde bulunulan durum net olarak budur peki tüm bu olayların geri planında acaba bizleri ilgilendiren neler olmuş olabilir diye hiç düşündünüz mü? Rusya, gizemli coğrafyası, başı ve sonu bilinmeyen gücü, devlet geleneğiyle son yüzyıllarda süper güç olma konusunda kesinlikle taviz vermemiştir ki kaybettiğinde bile ayakta kalmayı başarabilmiştir. Her anlamda ve her şartta savaşa alışık olan, gizli servis konusunda güçlü bir mirasa sahip olan Rusya 2000’li yılların ilk yarısından itibaren birçok çevre tarafından büyük saygı duyulan Fethullah Gülen Hareketi’nin Rusya içerisindeki okullarını kapatmaya başlamıştır ki okulların kapanmasını öğretmenlerin, çalışanların tutuklanması ve sınır dışı edilmesi izlemiştir. Bahsi geçen dönemde Fethullah Gülen Hareketi ile yakın ilişkiler içerisinde bulunduğu bilinen hükümet zaman zaman Putin’e ulaşmış ve okulların açılması ve hareketin nefes alabilmesi konularında ricacı da bulunmuştur. Lakin birçok konuda istenilen sonuca ulaşılamamıştır.
Yeni geçirdiğimiz yerel seçim süreci öncesinde Fethullah Gülen Hareketi’nin devlet içerisinde ciddi anlamda her konuma sızdığı, istediği her devlet otoritesini dinlediği, hatta devlet sırlarını arşivlemekten çekinmediği ortaya çıkmıştır ki dershanelerin kapanması süreciyle başlayan tartışmaları hükümeti hedef alan yolsuzluk operasyonları izlemiş sonrasında da başbakanın, bakanların, danışmanların, istihbaratın kısacası devletin her kurumunun bulaştığı iddia edilen ses kayıtları ülkemizi şoka sokmuştur. Kimin masum, kimin suçlu olduğunu gerekli kanıtlar olmadan öne sürmek oldukça güç zira sanrılardan oluşan ve kesinliğinden emin olunmayan verilerle bir ülkenin kaderiyle oynamak pek de temiz bir hamle değildir.
Peki yerel seçim tartışmaları sürerken, devletin hemen her kademesinin birbirinden farklı yolsuzluklara bulaştığını gösteren kayıtların ortaya atılmasının arkasında sadece eğitim sisteminin katili olarak nitelendirilebilecek derhanelerin kapatılacak olması ile yerel seçimlerin olması ne derece mantıklı olabilir? Yıllarca Rusya tarafından ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı “CIA” Ajanı olarak kabul edilen ve bağlantıları ortaya çıkarılmış Fethullah Gülen’in kayıtları ortaya çıkardığı süreci başka bağlantılarla özdeşleştirip özdeşleştiremeyeceğimizi zaman elbette gösterecektir. Lakin kesinlikle ve kesinlikle Türkiye Cumhuriyeti için önemi tartışılmaz Kırım’ın göz göre göre Rusya’ya teslim edilmesi ve Türkiye’nin içerisinde bulunduğu darboğaz içerisindeyken hiçbir reaksiyon gösteremeyecek hale terkedilmesini açıklamanın bir yolu daha olabilir. Tekrarlamakta fayda vardır ki kanıtlar ortaya çıkana kadar kimse ne suçludur, ne de masumdur ama bir an belirli bir süre sonrasında Fethullah Gülen Hareketi’nin Rusya’daki etkinliklerine yeniden başlandığını düşünün. İşte o zaman görülecektir ki elimizi kolumuzu bağlayan şartlar aslında çoktan planlanmıştır diyebileceğiz. Devletler tesadüflerle yıkılmaz, tesadüflerle iç savaşa gitmez, tesadüflerle krizler baş göstermez.
Unutulmaması gerekir ki dini ya da siyasi bir hareketin devlet sırlarıyla, siyasetçi konuşmalarıyla işi olamaz. Eğer ajanlık söz konusuysa da bilinmelidir ki en tehlikeli ajanlar daima çift taraflı çalışan ajanlardır. Hele ki devler ganimetleri aralarında paylaşırlarken arada kaynayanların yem edilmesi gerekiyorsa.

 

SAMET FIRAT SOYDEMİR

GENÇ BEYİNLER HAREKETİ KURUCU BAŞKANI

Hakkında Samet Fırat Soydemir

İlginizi Çekebilir

Kardak Krizi

Krizin başlangıcı,  iki ülkenin yaşadığı diğer krizlerin aksine, diplomatik olarak çıkmamıştır.  25 Aralık 1995 tarihinde …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.