Fiziksel ve Ruhsal Sınırlarımız

Bence hayatta en önemli şeylerden biri sınırlar. Aynı ülkelerin harita üzerinde çizilen sınırları gibi, hepimizin görünmeyen fiziksel ve ruhsal sınırları var. Bize düşense; ülkelerin kendi sınırlarını korumaya çalışması gibi kendi sınırlarımızı korumak. Sınırlarımızın çiğnenmesine izin vermemek. Çünkü bizi biz yapan o sınırlarımız. Kim olduğumuzu ve olmadığımızı gösteren kişisel çizgilerimiz. Sınırlarımız bizim kişisel alanımız. İçinde değerlerimiz, duygularımız, ahlak anlayışımız, ihtiyaçlarımız, hayallerimiz ve yapmak istediklerimiz var. Dışında ise istemediklerimiz…

Aynı Ülkeler Gibiyiz…

Gözünüzde canlandırın. Nasıl ülkeler sınırlarını koruyamadıkça, başka ülkelere toprak verdikçe küçülüyorsa biz de değerlerimize sahip çıkmadıkça, kendi değerlerimizin çiğnenmesine izin verdikçe küçülüyoruz. Taviz verdiğimiz her sınır karşılığında; hayallerimizden, ihtiyaçlarımızdan, değerlerimizden, ahlak anlayışımızdan vazgeçiyoruz. Zamanla kişisel alanımız daralıyor, minnacık kalıp yok oluyoruz. Ortada bir biz kalmıyor.

Sağlıklı İlişkilerin Sırrı

Ne tür bir ilişki olursa olsun; ister anne-baba, ister kardeş, ister evlilik, tüm ilişkimizi ve iletişimimizi sınırlarımız üzerinden kuruyoruz. Birbirlerinin sınırlarını fark edip, onlara saygı duyan kişiler arasındaki ilişki de sağlıklı oluyor. Çünkü bu “seni görüyorum” demek oluyor. Senin hayallerini, ihtiyaçlarını, değerlerini, duygularını görüyorum ve anlıyorum. İşte saygı da tam bu noktada başlıyor. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi hayatta?

Diğer türlü, biri diğerinin sınırlarına girdikçe o diğeri küçülmeye ve yok olmaya başlıyor. Bu şekilde bir ilişkide kadın adamı yok ediyor, anne çocuğunu… “Sana hükmedeceğim!” mantığı hakim oluyor. Ama kimse böyle bir ilişki içerisinde sonsuza kadar yaşayamayacağından, bu ilişki zaten bitmeye veya her zaman sorunlu olarak devam etmeye mahkum oluyor. Çünkü bir taraf acı içerisinde.

Aslında sınır mevzusu çocuklukta başlıyor. Çocukken sınırlarına saygı göstermemiş, onlara tecavüz etmiş bir ebeveyne sahipsen yetişkin bir birey olduğunda da sınır koymakta zorlanıyorsun. Sevgi ve onay almak adına sınırlarından, yani kendi ihtiyaç ve hayallerinden taviz veriyorsun. Veya tam tersi. Sana hiçbir sınır koymadan, sınırsızlık içinde yetiştirilen özgür bir çocuksan küçükken, büyüdüğünde de kimsenin sınırlarına saygı göstermiyorsun. Her ikisi de oldukça sağlıksız. Sağlıksız ilişkilerin tohumu işte böyle çocuklukta atılıyor.

Hayattaki Sınavımız

Ki bence, hayattaki sınavımızı da her gün sınırlarımız üzerinden veriyoruz. Çünkü hayat, karşımıza genellikle bizim sınırlarımızı fark etmeyen insanları çıkarıp onlarla bizi sınıyor. Diyor ki, “Haydi göreyim seni, bakalım sınırlarını koruyabilecek misin?” Yani “Kendine sahip çıkabilecek misin?” diye soruyor. “Hey sen! Hayallerinin, ihtiyaçlarının, değer verdiklerinin, istediklerinin arkasında durabilecek misin?” Durabildiğin ve bunu bir de karşındakini kırmadan dökmeden yapabildiğin zamansa adam gibi adam, kadın gibi kadın oluyorsun.

Sınırların seni var eden, seni sen yapan çizgiler. Kendimize sevgimiz, saygımız, öz değerimiz sınırlarımızdan geçiyor. Kendini bildikçe, sınırlarını kavradıkça aslında başkalarının sınırlarını da anlayacak ve saygı göstereceksin. Sınırlarının içindeki saf, yumuşak ve kırılgan seni korumaya çalışırken sert tepkiler vermek yerine; karşındakine sevgiyle ve şefkatle yaklaşabildiğinde ise “insan” olmaya bir adım yaklaşacaksın. Başkalarının görünmeyen sınırlarını görüp onlara saygı göstermeye başladığında ise insan-insan ilişkinin muhteşemliğini tadacaksın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.