İnsanlık, tarihsel süreçteki en önemli sınavlarından birini veriyor. Küresel salgın, globalleşen dünyanın bütün dinamiklerinde derin değişimlere neden oluyor. Ekonomik sistemlerden, sosyolojik yapılara hayatın bütün alanlarını etkileyen bu durum, iletişim alışkanlıkları ve yöntemleri üzerinde de kırılma noktaları oluşturuyor. Salgın ile birlikte insanlar günlük hayatlarında ve alışkanlıklarında zorunlu değişikliklere gidiyor.

Virüs, insan merkezli her alanda olduğu gibi iletişim konusunda da değişimin habercisi niteliği taşıyor. Özellikle virüsün bulaşmasını önlemek amacıyla tavsiye edilen ve hayatımıza giren “sosyal mesafe” kavramı ile insanlar iletişim konusunda alışagelmişin dışında kalan yöntemleri kullanmaya başladı. Peki bu durum kısa dönemde gerek kişilerarası gerekse kitle iletişiminde ne tür değişimlere gebe?

Bir Süre Yüz Yüze Görüşmeyelim!

Sosyal mesafe ile insanlar sosyal hayatlarını bir nevi askıya almış durumdalar. Normal şartlarda virüs öncesi dönemde dışarıda veya evlerinde vakit geçirdikleri insanlar ile bir süredir yüz yüze görüşmüyor, hatta aynı ortamı paylaşmak zorunda kaldıkları insanlar ile bile yakın temastan kaçınıyorlar. Bu durum haliyle bireyler üzerinde bir takım negatif etkileri de beraberinde getiriyor. Günlük yaşamın gereksinimlerine ket vuran salgın, bireylerin sosyalleşmesinin önüne geçiyor. Virüsün yayılmasının engellemek amacıyla alınan tedbirler arasında yer alan kafeterya ve benzeri, insanların topluca vakit geçirdikleri mekanların kapatılması ile insanların yüz yüze görüşerek sosyalleşmesi neredeyse sıfırlandı. Bütün bu salgını kontrol etme amacıyla alınan tedbirler, bireylerin iletişim alışkanlıklarını değiştirmesine sebep oluyor. Bu nedenle, bireyler günlük yaşantılarının her alanında iletişim yöntemlerini geliştirmek zorunda kalıyorlar.

Oksijen Tüpümüz: Dijital İletişim

Bu noktada, yüz yüze iletişimin azaldığı salgın döneminde dijital iletişim yöntemleri, bireylerin iletişim ve sosyalleşme ihtiyacını karşılıyor. Hali hazırda 21. yüzyıl ile insan hayatına giren dijitalleşme kavramı, salgının getirdiği günlük hayattaki kısıtlamalar ile önemi en fazla anlaşılan değerler arasında bulunuyor. Salgın öncesi dönemde bireylerin birbirleri ile iletişim kurmakta sıkça kullandıkları dijital iletişim yöntemleri, bu kritik süreçte insanların sosyal hayatlarının devamı için birer oksijen tüpü niteliği taşıyor. Her ne kadar internet üzerinden görüntülü konuşma olanağı hayatımıza yeni girmiş olmasa da insanlar bu iletişim yönteminin önemli bir ihtiyaç olduğunu salgın süresince tecrübe etmiş oldular.

Bu kritik dönemde bir ihtiyaç olarak önemi kavranmış olan dijital iletişim yöntemleri, büyük olasılıkla salgın sonrasında hızlı bir gelişim ve pozitif yönde değişim sürecine gireceklerdir. Bu değişim ve yeniliğin nedeni, mevcut dijital iletişim yöntemlerinin yüz yüze görüşerek alınan sosyal hazzı tam anlamıyla karşılayamamasıdır. Dijital iletişim kanalları, özellikle bizim toplumumuzda olduğu gibi iletişim sırasında teması seven toplumlar için henüz tam anlamıyla ihtiyaç ve isteklerin tümünü karşılayamıyor durumdadır. Bu nedenle, önümüzdeki dönem yapay zekanın dijital iletişim yöntemlerinde önemli gelişmelere neden olacağı, dijital iletişimin mümkün oldukça yüz yüze yapılan iletişime benzeyeceği ön görülüyor.

Şirketler Dijital Dönüşmeli

Pandeminin derinden etkilediği alanlardan biri olan iş hayatında da salgını önlemek amacıyla alınan tedbirler ile büyük değişimler yaşanıyor. Özellikle virüsün bulaşma yollarının kapatılması için alınan evden çalışma veya vardiyalı çalışma önlemleri şirketlerin iletişim yöntemlerinde değişikliklere neden oluyor. Bu tedbirleri alan birçok şirket zorunlu olarak normal şartlarda gerçekleştirdikleri aksiyonları dijital ortama taşıyor. Bireylerin fiziksel temasının azaldığı bu dönemde dijital iletişim olanakları şirketlerin faaliyetlerini yürütmesi için bir nevi çıkış kapısı niteliğinde. Şirket toplantıları, müşteri sunumları, İK faaliyetleri gibi birçok alanda gerçekleştirilen etkinlikler salgın döneminde sosyal ağların sunduğu imkanlar dahilinde dijitalde vücut buluyor. Skype, Microsoft Teams, Google Duo gibi uygulamalar şirketlerin iletişim ihtiyaçlarını gidermek için kullandığı başlıca yöntemler arasında yer alıyor. Bu noktada, virüs öncesi dönemde dijital dönüşümlerini tamamlamış veya dijitalleşme süreçlerini önemsemiş şirketler, pandemi döneminin çalışma ve iletişim ortamına daha çabuk ve kolay adapte oluyor.

Salgın öncesi dönemde ihtiyaç olarak algılanmayan veya önemi küçümsenen “dijital dönüşüm” kavramı, salgın ile birlikte önemi kavranan birçok değerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle, yakın gelecekte şirketlerin yatırımlarının bir kısmını, şirket aksiyonlarının dijitalleşmesine harcaması kendi sürdürülebilirlikleri için gerçekleştirmek zorunda oldukları bir gereklilik olarak görülüyor.

Bir diğer yandan, birçoklarının endişe ettiği konu zaten hali hazırda salgın ile birlikte yaşanan istihdam sıkıntısının, dijitalleşmenin getirdiği iş geliştirme ve gerçekleştirme kolaylıklarıyla büyümesi. Anlaşılan o ki dijitalleşme ile bireylerin çalışmalarındaki kolaylıklar haliyle iş yüklerinde azalmalara sebep olacak. Bu nedenle, iş verenler azalan iş yükünü, eleman azaltma yoluna giderek şirket giderlerinde düşüş olarak görmeyi amaçlayabilirler. Ancak, akıllıca davranan işletmeler bu dijital avantajları giderlerini azaltma aracı olarak görmek yerine mevcut durumdaki üretim ve iş kapasitelerini geliştirme imkânı olarak göreceklerdir. Bununla birlikte dijitalleşmenin getirdiği olanakların, şirket personellerinin iş yükünü azaltmasını avantaj olarak görmek hem personel performansının yükselmesine hem de mevcutta yapılan işlerin kalitesinin artmasına neden olacağı açık bir gerçektir.

Online Eğitim Artık Bir İhtiyaç

Ülkelerin mevcut eğitim sistemleri de salgın döneminde gelenekselliğin en çok kırıldığı alanlar arasında yer alıyor. Her ne kadar birçok ülkede online eğitim platformları oluşturulmuş ve salgın öncesi dönemde kullanılmakta olsa da bu dijital eğitim olanaklarının alt yapıları hem yeterince gelişmemiş hem de geleneksel eğitim sistemlerine entegre edilmemiş durumdaydılar. Bir başka deyişle, yüz yıllardan beri süre gelen sınıf ortamında, gerçek zamanlı, yüz yüze eğitimin yeterli görüldüğü ve alternatif eğitim düzenlerinin küçümsendiği olgusu salgın ile birlikte gün yüzüne çıktı.

Eğitimde gelenekselliğin temelleri esasen kontrol mantığına dayandığı için dijital eğitim araçları eğitimciler tarafından pek sıcak bakılmayan yenilikler olarak görülüyordu. Dolayısıyla, sınıf ortamında gerçekleştirilen eğitim faaliyetlerinin, fiziksel imkanlar çerçevesinde öğretmenin kontrolünde yürütülmesi en yüce değer yargısı olarak benimseniyordu. Bu nedenle, eğitimde dijitalleşme geleneksellik engeline takılarak gelişemiyor ve sağlam temeller üzerinde bir alternatif yaratamıyordu. Fakat, salgın insanlığa gelenekselliğin aslında gözle görünmez bir düşman tarafından bile kolayca alt edilebildiği gerçeğini gösterdi. Bireyler, birçok alanda alışageldikleri düzenden çıktı ve yıllardır tartışılan dijitalleşmenin “ihtiyaç” olduğunu anladı.

İnsanlık, bir bireye bir bilgiyi aktarmanın yolunun sadece kara tahta üzerinde, kırk dakika boyunca, başlarında bekleyen bir kontrol mekanizması ile dayatmanın, eğitimin tek ve değişmez gerçeği olmadığını anladı. Aynı zamanda, eğitimciler eğer dijital bir eğitim sistemi esaslı düzen kurulmazsa aslında eğitimin ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu idrak ettiler. Bu noktada, salgın sonrası dönem eğitim sistemlerinde önemli ve köklü değişimlere gebe. Öğretmen ve öğrenci iletişimi de bu düzlemde değişme uğrayan ögelerden. Artık öğretmenler öğrencilerini fiziksel bir ortamda denetleme imkanına sahip değiller. Fakat bu durum öğrencilerin kendi sorumluluklarının yerine getirmemesine neden olmamalı. Böylesine önemli bir dijitalleşme çağına girmişken hem sistemlerimizi değiştirmeli ve yeni düzene adapte etmeliyiz hem de her bireyin otokontrol mekanizmasına sahip olmasını sağlamalıyız.

Dijital Evrim Başlıyor

Sonuç olarak, bahsedilenlerin dışında da birçok alanda iletişimde dijitalleşme artık önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Zamanın getirdiği zorunlu değişiklere direnen bazı bireyler bundan sonra dijitalleşmenin birer lüks veya zevk ürünü değil hayatımızı idame etmek için gerekli bir araç olduğunu anlamış oldular. Salgın sonrası dönemin en önemli olgusu şüphesiz ki dijitalleşme olacak. Dünyada aynı kalmayacak birçok gerçeklik gibi iletişimin gerçekleri de dijitalleşme kavramından nasibini alacak. Belki de artık insanlık önemli bir dönemecin eşiğinde “ya bu deveyi güdeceğiz ya da bu diyardan gideceğiz” deyimi bu dönem sonrası için betimleyici nitelikte. Dijitalleşmeyi tam anlamıyla gerçekleştiremezsek bir sonraki muhtemel salgında insanlık sürdürülebilirliğini kaybedebilir. Bütün bu olanlar karşısında insanlığın nasıl davranacağını, ders alıp kendini her yönden bir sonraki felakete hazırlayıp hazırlamadığını da bizlere zaman gösterecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.