Eğlence Endüstrisinde en önemli yasa, insanların hiçbir şekilde arzuladıkları şeylere kavuşmamalarını ve bu yoksunluk içinde gülerek doyuma ulaşmalarını sağlamaktır. Horkheimer Max, Theodor W. Adorno

Üretilen Birşey Olarak Kültür

Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer tarafından yazılan Aydınlanmanın Diyalektiği kitabı Frankfurt okulu kapsamında yapılan çalışmalar arasında yer almaktadır. Efenim Frankfurt Okulu bizim Ümraniye İmam Hatip Ortaokulu ile karıştırılmamalıdır. Frankfurt Okulu bir düşünce akımının temsilcisi olup aynı zamanda sosyoloji, siyaset bilimi, psikanaliz, tarih, estetik, felsefe, müzikoloji gibi farklı disiplinlerden insanları bir araya getiren Toplumsal Araştırma Enstitüsüdür. Şimdi kısaca bu okul tarafından tespitleri ortaya konulan bazı hususları size aktarmak istiyorum.

Yazımızın kapsamında geçen “Kültür” ve “Endüstri” kavramlarından müteşekkil başlığımız; “endüstrileşme” perspektifinde yaşanan “modernleşmenin” birey ve kültür üzerindeki etkilerini ifade etmektedir. Kültürün üretilen bir şey olduğunu kanıtlama  amacıyla “kültür endüstrisi” kavramını gün yüzüne çıkar. Burada altını çizdiğim husus; kariyerinin başındaki beyaz yakalılar için “3 kuruş maaşla kaliteli yaşıyormuş gibi yapma rehberi” kapsamı içerisine dahil edilebilir ya da Starbucks’a fotoğraf çektirmeye gidip baristaya “Vayt Maklıt Çoko” diyen gencin oluşturmaya çalıştığı algı  kapsamında gösterilebilir.

Adorno ve Horkheimer Aydınlanmanın Diyalektiği kitabında kültürün bir “benzerlik” oluşturarak kendini pek çok unsur içinde aynı şekilde gösterdiğinden bahsetmektedir. Hazret burada; bezelye tanesi gibi birbirine benzemeye çalışan insan gruplarını zikretmektedir. Bütün siyasal karşıtlıklarda bile bu “aynılık” mevcuttur. Bu aynılık kendisini bazen bir starbucks bardağında bazense kullanılan bir kozmetik üründe gösterebilir. 30 yıl Almanya’da yaşamasına rağmen Almanya’nın bizi kıskandığını düşünen,  Alman ürünlerini protesto etmeye Mercedes marka arabasıyla giden emekli Mehmet amcamız bile oluşturulan bu kültür endüstrisine Mercedes takıntısıyla karşılık vermektedir. Kendisi Mercedes’in reklamlarından etkilenip “ööle deme velet bu araba değil çoq başka bişey” yorumunu yapabilmektedir. Bu noktada hem birey hem kültür özne olmaktan çıkarak Mercedes gibi nesneleşmektedir. Oluşan bu nesne; kendisi dışındaki herkes için bir “prototip” oluşturarak; “alınması gereken” bir arabayla kazanılan “itibarı” diğerlerine dayatır ve Kemal amcayı başka birisi yapar.

Herkes İçin Tüketim

Benzer şekilde  günümüzde bu itibarı “İnstaboy” olmak ya da  “youtuber” olmak size verebilir. Bu kavramlar etrafında oluşan “kültür” bağlamında bireyler artık metalaşmıştır. “Oluşturulan kültür” ve bireyin aynılaşmasının yanında dikkat çeken diğer bir husus; sanatın meta haline gelmesinin ve özellikle eğlence endüstrilerinin aşama aşama yükselen etkisidir. Bütün bu süreçlerin zemininde elbette kapitalizm vardır (Capitol-izm ile karıştırılmamalıdır).  Kapitalizm tüketimin herkes için “demokratizasyonunu” ister. Bu Mehmet amcamızın eşi Selma Abla’nın “Memedaa, Bağa ayfon alacıın mı”  söylemiyle yankı bulur. Iphone artık herkes için tüketilir birşey olmuştur. İki aylık maaşını bir telefona veren, o ay ki faturasını ödemeye mecali olmayan güvenlikçi Kemal abimiz, artık Iphone’nun yeni modelinin çıkmasını dört gözle bekler. Nihayet o telefon onun için bir arzu nesnesi haline gelmiş ve bir itibar göstergesi olmuştur. Bu durum sadece Mehmet amca veya Kemal abi için geçerli değildir tabi ki. Dünya’nın her yerinde gerçekleşen bütün tüketimler diğerleriyle tıpatıp aynı hale gelmiştir. Youtube Trendler’e baktığımızda “Popular in Russia” başlığı ile “Popular in Turkey” arasında pek fazla bir fark yoktur. Ya da “O ses Türkiye” ile “O Ses Papua Yeni Gine” arasında. Dünya’da insanların izleme alışkanlıkları bile aynı olmuştur. Bir şarkı, bir dizi eğer Amerika’da tutmuşsa bu diğer yerlerde de tutacağı manasına gelmektedir. Dünya’da artık tek bir kültür vardır çünkü. O da Tüketim Kültürü.

Eğer bu kültürün içine girmemişseniz yani tüketen bir birey değilseniz; bir şekilde “outsider” olarak görülür ve toplumun dışına itilirsiniz. Telefonunuzun düşük bir model olması, araba markanız, kıyafetlerinizin markası artık sizi siz yapan unsurlardır. Sosyal medya hesabınızda olmaya çalıştığınız o gülen adam herkes gibi starbucks’ta kahve ya da Mercedes arabasında direksiyon pozu vermektedir. Kapitalizmin bizlere sunduğu “tüketimin demokratizasyonunda” bir birey olarak yer almak istiyorsanız; bir şekilde tüketiyor olmanız gerekmektedir. İşte sizin burada tüketmenizi sağlayan şey kültür endüstrisidir. Reklamlarda gördüğünüz o gömleği alıp mutlu olacağınızı; o eve sahip olunca hayatınızın değişeceğini düşündüren şeyinde kültür endüstrisi olduğu gibi. Bunları tüketirken ürettiğiniz tek şey sadece veridir. Bu size daha iyi reklamların gösterilebilmesi için teknoloji devlerine bir ipucu sağlar. Öğlen yemeğinde arkadaşınızla konuştuğunuz Karadeniz Turu Instagram storylerinde bir anda karşınıza çıkar ve sizi kendi büyülü dünyasına çeker. Kendinizi bir anda 3.200 TL maaşınız ve 2 haftalık senelik izninizle birlikte “Instaboy” olma çabasıyla bir Karadeniz turunda buluverirsiniz. Sonrasında sizden önce Karadeniz’de milyonlarca kişinin milyonlarca kez çektiği pozları vermeye çalışır, geri kalan vakitte de paylaştığınız içerikleri kimlerin görüntülediğine bakarsınız. İşte sizde böylesi bir duyguyu üreten sektörün adıdır kültür endüstrisi. Ve başlıkta olduğu gibi bu duygu size Aydınlanma ya da modernizm üzerinden dayatılır.  Ya da şehirden göç videolarını izler “f*ck the sistem ulan” diyerek Akdeniz’de bir sahil kasabasına yerleşmek istersiniz. Çünkü bu isteğinizde kültür endüstrisi tarafından önceden oluşturulmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.