“Ateş Krallıkları” adlı dizi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkezli ve Suudi Arabistan’ın sahibi olduğu MBC TV’de yayımlanmaktadır. Arap dünyasının en büyük yayın kuruluşlarından olan ve yüzde 60’ının Suudi Arabistan’a ait olduğu MBC geçen yıl, Arap dünyasında büyük popülariteye sahip Türk dizilerini yayınlamaya son verdiklerini duyurmuştu. Türk dizlerinin popülaritesinin yükseldiği ve yüksek reyting puanlarına ulaştığı bu dönemde alınan bu karar, izleyici kitlesi tarafından da olumsuz eleştirilerin hedefi haline gelmiştir.

Mısırlı bir yazarın metnini hazırladığı, Arap oyuncuların yer aldığı “Ateş Krallıkları” dizisinin başrolünü ise Mısırlı bir aktör üstlenmiştir. Dizi Mısır’da Memlüklerın son günlerini ve bölgenin 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolüne geçişini anlatmaktadır. Bu noktada, hem Arap dünyasında hem de Türkiye’de, dizinin konusu çerçevesinde geliştirdiği olay örgüsüne ciddi eleştiriler yöneltilmektedir. Konusu bakımından tarihi olayları yansıtması gereken dizi, yazılı tarihin aksine oluşturduğu hayali olaylar ile büyük tepki toplamıştır.

Türkiye basınında da ses getiren dizi projesi, ulusal ve yerel birçok haber kaynağı tarafında olumsuz eleştirilere maruz kalmıştır. Bunun yanında, uluslararası çalışan ve Türkiye ofisleri bulunan bazı haber ajansları dizi ile ilgili haber paylaşımlarında yorumdan kaçınarak somut gerçeklikleri anlatmıştır. Orta yollu bir haber politikası benimseyen bu tür haber ajansları söz konusu olan her iki ülkede de faaliyet gösterdikleri için yapacakları herhangi bir haberle ülkelerin kamuoylarından olumsuz tepki almaktan korkmaktadırlar.

Ateş Krallıkları, Gerçeklerin Manipülasyonu

Osmanlı devletinin 16. yüzyılda Memlükleri işgali ve bu olay çerçevesinde gelişen olayların tarih kitaplarının aksine tasvir edildiği dizide, Osmanlı hanedanı ve üst düzey yetkilileri birer suçlu ve kanlı katliamların sorumlusu şeklinde gösterilmektedir. Dizinin bütün olay örgüsünün Osmanlı karşıtı bir mantalite ile kurulduğu, izlenen her bölümde işlenen “kötü Osmanlı” imajıyla anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, dizi tarihi gerçekliklerin çarpıtıldığı bir yayın olmakla birlikte, izleyenleri Türk toplumuna karşı kin ve nefrete sevk edebilecek bir araç niteliği de taşımaktadır.

Söz konusu dizi ile tarihi bir olaylardan yola çıkarak, izleyen hedef kitle üzerinde “Türkler kötüdür” algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında güçlenen Türk dizileri ve Türk kültür ögelerinin etkisinin azaltılmasına yönelik çalışmalar, Türkiye’nin Arap dünyasındaki imajını zedelemeye yöneliktir. Bunun yanında yaşanan siyasi gelişmeler, BAE ve Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap yarımadasında bulunan bazı ülkelerin Türkiye aleyhinde gerçekleştirdikleri kamu diplomasisi faaliyetlerini yoğunlaştırmasına neden olmuştur. Aynı zamanda, bu ülkeler kendi kamuoylarında oluşan Türkiye algısını yönetmek amacıyla bu tür ırkçı ve tarihi gerçeklikleri çarpıtan iletişim ürünleri üretmeye ağırlık vermişlerdir.

Kamu Diplomasisi, Yumuşak Güç Kullanımı

Söz konusu diziden de yola çıkarak, ülkeler siyasi, ekonomik, askeri vb. uluslararası politik alanlarda rakip veya düşman gördükleri ülkeler aleyhinde bir takım iletişim faaliyetleri gerçekleştirmektedir. Bu noktada, özellikle 21. yüzyılın getirdiği geniş iletişim olanakları ile bu faaliyetler hem daha yoğun hem de daha kompleks hale gelmiştir. Ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda yürüttüğü bu tür faaliyetler kamu diplomasisi başlığı altında değerlendirilmelidir. İletişim bilimci Hans Tuch’ın tanımına göre “Kamu Diplomasisi; kendi ulusunun düşüncelerini ve ideallerini, kendi kurumlarını ve kültürünü aynı zamanda ulusal hedeflerini ve güncel politikalarını yabancı halklara anlatma amacı taşıyan bir hükümetin iletişim politikası ve sürecidir.” Bu bağlamda, ele alınan dizinin yayın amaçlarından biri, aynı coğrafyada bulunan ve aynı etnik kimliğe sahip ülkelerin kamuoyları üzerinde, Türk düşmanlığı oluşturmaktır.

Gerek diziler gerekse diğer iletişim araçları ile ülkeler kendi aralarında serbest enformasyon dolaşımını sağlamaktadırlar. Tabii olarak bu serbest enformasyon akışı gerekli regülasyonlar ile düzenlenmediğinden belirli ülkeler veya kuruluşların çıkarlarını gözetmektedir. Serbest enformasyon akışının regüle edilmesi için uluslararası çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Yeni Dünya Enformasyon ve İletişim Düzeni (NWICO), enformasyon akışındaki bu adaletsizliklerin bir kısmını ortadan kaldırmak için UNESCO bünyesinde oluşturulmuş bir deklarasyondur. Fakat iletişim teknolojilerinin gücünü elinde bulunduran üye ülkeler tarafından sıkça eleştirilmiş ve ilk baştaki amaçlarını karşılamayan atıl bir girişim olarak kalmıştır.  

Bu noktadan yola çıkarak, medya ve telekomünikasyon gücünü elinde bulunduran ülkeler kamu diplomasisi faaliyetlerini daha kolay ve etkili gerçekleştirebilirler tezi önemli ölçüde bir gerçekliğe sahiptir. Söz konusu dizinin yayınlandığı kanal ve ülkeler için bu gücü uluslararası arenada elinde tutan ülkeler statüsünde görmek mümkün değildir. Fakat bu durum ülkelerin yaptığı faaliyetlerin etki alanını kısıtlasa dahi doğru bir kitle hedeflemesi ile etkisini maksimize etmesinin önüne geçemez. Bu bağlamda, “Ateş Krallıkları” dizisi Türk karşıtlığının özellikle Ortadoğu coğrafyasında yükselmesini amaçlayan bir yayın politikası benimsemesiyle, tamamıyla bir kamu diplomasisi iletişim taktiği olarak görülmelidir.

Propaganda, Kamuoyunu Şekillendiren Mühendislik

Osmanlı ve Türk karşıtlığının bu denli açık ve doğrudan işlendiği dizinin bir diğer yayın amacı ise ülkenin içinde bulunduğu siyasi konjonktürün yarattığı propaganda amaçlarının yerine getirilmesidir. Bu tür iletişim faaliyetleri yalnızca yabancı ülke halklarının kamuoylarında değişimi sağlamak, istenilen algıyı üretmekten ibaret olmadığı görülmektedir. Nitekim devletler kendi ülke kamuoylarında da algı yönetimini gerçekleştirmek amacıyla geliştirdikleri iletişim faaliyetleri vardır. Tarihsel süreçte de gördüğümüz propaganda faaliyetlerini içeren bu etkinlikler, genelde iktidar ideolojisinin benimsenmesine veyahut muhalefetin eleştirel gücünün düşürülmesine hizmet etmektedir. Ele aldığımız dizi bu iletişim faaliyetleri arasında yer alır.

Özellikle Arap Baharı sonrasında Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki iç karışıklıklara olan tutumu, bazı bu coğrafya ülkelerinin kendi halklarında Türkiye karşıtı konsolidasyon oluşturma çabalarının gerektirdiği iletişim faaliyetlerinde yoğunlaşmaya neden olmuştur. “Ateş Krallıkları” dizisi de bu amaç doğrultusunda, Türk karşıtlığın hikayeleştirilerek Arap halkına benimsetilmesi için oluşturulmuş bir iletişim aracıdır. Buna benzer uygulamalar ülkemizde de gerçekleştirilmektedir. Özellikle son yıllarda yükselen Osmanlıcı düşünce, bu faaliyetlerin ana fikrini oluşturmaktadır. İktidar politikalarına uygun düşen bu yaklaşım ile kanallar özellikle dizi sektöründe Osmanlıcı düşünceyi destekleyen yayın politikaları benimsemiştir. Doğal karşılanması gereken bu faaliyetler değişen iktidarlar ile değişime uğramakta ve her iktidarın ideolojisine göre yeniden şekillenmektedir.

Ülkeler kendi çıkarları doğrultusunda belirledikleri yayın politikalarına uygun içerikler üretmesi doğal karşılanması gereken bir olaydır. Her ne kadar uluslararası arenada belirli regülasyonlara tabii olsa da devletler kendi çıkarlarını korumak amacıyla yaptıkları faaliyetler için herhangi bir caydırıcı gücün denetiminde değildirler. Uluslararası sisteme realist yaklaşımın savlarını desteklercesine, uluslar kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirdikleri iletişim faaliyetlerinde doğruları çarpıtabilir, etik kuralları ve değerleri yok sayabilirler. Bunun nedeni, devletlerin de bireyler gibi kendi ulusal çıkarlarının peşinden koşmasıdır. Bundan dolayı, devletler arasında yaşanan her çatışma doğal karşılanmalı ve düzenin getirdiği bir çarpıklık olarak görülmelidir. Bunun yanında, devletlerin bu tutumu aslında uluslararası bir düzenin eşitlik ve sürdürülebilirlik esaslarına uygun yürütülemeyeceğinin bir göstergesi niteliğindedir.

Vazgeçilmez Hak: Doğru Bilgiye Ulaşmak

Sonuç olarak, “Ateş Krallıları” dizisini, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın kendi çıkarları doğrultusunda, belirli bir ideolojiyi hedef kitlelere benimsetme amacı taşıyan, kamu diplomasisi ve propaganda yayını olarak tasarlanmış bir iletişim aracı olarak nitelendirebiliriz. Nitekim bu yayın kendi içinde tutarlı sebepler taşıyan ve mevcut uluslararası sistemin getirdiklerinin bir sonucu olarak görülmelidir. Aynı zamanda, yumuşak güç uygulamalarının oldukça yoğun gerçekleştiği bu dönemde etik sorunsalı, küçümsenmemesi veya geri plana atılmaması gereken bir olgudur. Her ne kadar kendi çıkarlarını korumak ve istenilen algıyı oluşturmak amacıyla tasarlanmış olsa da bu dizi, somut gerçeklikleri çarpıtarak insanların doğru bilgi alma hakkını da gasp etmektedir. Bu noktada, eğlence sektörünün en az regülasyonla doğru ve sağlıklı iletişimi sağlaması, uluslararası sistemin derhal uygulaması gereken hedefleri arasına girmelidir. Aksi taktirde her devlet kendi doğrularını yaymaya çalışacak ve gerçekliği çarptırma yolunu, kendi çıkarları doğrultusunda her fırsatta kullanacaktır. Bu durum, maalesef yalnızca doğru bilgiyi almayı hak eden dünya halklarının aleyhine olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.