Birikim ve Çokluk Toplumu


Baudrillard Toplumda yaşanan hızlı değişim üzerine; Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı kitabında yer alan bir örneği taşımaktadır kitabına. Londra sokaklarından taşıdığı bu örnekte dükkan vitrinlerinde yer alan Hindistan’dan, Amerika’dan, Rusya’dan gelen şalların, tabancaların, kürklerin önlerinde yazan fiyat etiketlerinin; onların dolaşıma girmesini sağlayan bir imge olduğunu söyler. Baudrillard’ın bahsettiği imge tam olarak Avrupa’nın her yerinde ülkemizi başarıyla temsil eden Gurbetçi Spor Takımının Bayrak Simgesi’nde yer alan $ ve € simgeleri..

            Baudrillard amca’ya göre tüketim toplumunun en çarpıcı özelliklerinden birisi de göre birikme ve çokluktur. Halihazırda ve günümüzde A101, BİM gibi market zincirlerinde de sıklıkla gördüğümüz ve neredeyse hepsi aynı olan; sadece ambalajları farklı olan onlarca marka adeta bir gösteri sunmaktadır bizlere.. Ülkemizde özellikle haftasonları Gratis gibi yerlerde unutulan ve sahiplendirilmeyi bekleyen yüzlerce erkek; bu marka yığınlarının mağdurları olarak tarih sahnesinde yerini almıştır sanırım (Cinsiyetçi bir söylem, kabul, dikkatiniz dağılmasın) .          

Tüketim Toplumu Uyuşturur

Baudrillard’ın ortaya koyduğu kavramlardan biriside drugstore kavramıdır. Onun örneğinde bir kadın giyim mağazasına elektronik eşya mağazası birbirinden farklı iki kategorinin oluşturduğu  yer olarak sunulur.  Bu kategoriler tüketiciye; ihtiyacı olan bir nesnenin dışında alabileceği pek çok ürün gamını sunar ve vitrinleriyle tüketici üzerinde bir çeşit illüzyona sahip olur. Bu illüzyon tüketiciyi sadece bir nesneyi tüketmekten ziyada o ürün grubunun olduğu yere çektiği için, tüketici mantıksal olarak bir nesneden ötekine kapılabilir. Bu etkiyi Youtube’de ben “bu videoya nasıl geldim ya” gibi bir serzenişle, saatlerimizi harcadıktan sonra hepimiz hissetmişizdir. Kitapta bolluğun ve hesaplamanın sentezi olarak sunduğu aslında tüketim ve tüketmemenin sentezidir. Nesnelerle sağlanan flörtün bir merkezi olarak alışveriş merkezlerini yani drugstoreları görür Baudrillard. Bizim Ankara’yı görse ne derdi bilmem ama alışveriş merkezinin tamamlayıcısı pozisyonuna kültür merkezlerini yerleştirir kitabında.. Kültür yeni bir hayat tarzı olarak Drugstore’da kültürelleştirilir. Nesneler burada bir “ambiyans” oyunu içerisinde sunulur. Yaşamın tüm alanında kendini gösteren tüketim, her şeyi ile bir bütün oluşturan bir fenomenoloji olarak davranışların ve zamanın düzenlenmesini bizlere yansıtır. İstanbul’da hem Anadolu hem de Avrupa yakalarında gördüğümüz; içerisinde yüzlerce mağazanın parlak vitrinlerini barındıran bu mekanlar; yaptığı iklimlendirme ile her koşulda bir ilkbahar havası içerisinde; parlak ışıklar altında bizlere tüketimi vaaz eder. Burada ödeme sistemi için kredi kartı devreye sokulmuştur. Yaptığınız tüm ödemeler için elinizde tuttuğunuz 86×54 mm’lik kartları cihaza yaklaştırmanız yeterli olacaktır. Tüketimin merkezinde tüm nesnel yaşamın yüceltilmesi durumu söz konusudur artık.

            Yine eserde Tüketimin Mucizevi Statüsü başlığında yer alan bir örnek var. Bu örnekte Malanezyalı yerlilerin bir uçak gördükten sonraki düşüncelerini ve yaptıklarını anlatmaktadır. “Beyazlar niye zengin” düşüncesinden hareket eden yerliler, sonuç olarak bu beyaz metal kuşta (Uçağa Kargo diyorlar) aramaktadırlar çareyi ve Kargo’yu yakalarlarsa onlarda zengin olabileceklerinde bulurlar. Peki Zeki Müren’de bizi görecek mi?” bilmemezliği ile bu beyaz kargoyu yakalamaya çalışan yerliler onun dikkatini çekmek için yerde dal ve sarmaşıklardan sahte bir uçak bile yapmışlardır. Üstelik kargonun yere inebilmesi için bir toprak parçasını bile aydınlatmışlardır. Sonunda ne yardan bir haber gelir ne de kargo  kapana girer. Baudrillard aynı bu şekilde tüketim kazazedelerinin; yerlilerin yakalamaya çalıştığı uçağı beklemesi gibi mutluluğun konmasını beklediğini yazar. Üniversite yıllarımızı kişisel gelişim ve liderlik konferanslarıyla harcamamız, sosyal medya da kendi oluşturduğumuz bir karaktere olan inancımız bu yüzden olsa gerek. Buradaki inanç göstergelerin mutlak gücüne karşı duyulan inançtır. Bolluk ve refah denilen şey; yalnızca mutluluk göstergelerinin birikimidir. Tüketimi yöneten ilkel bir zihniyettir aslında.

            Tüketim mallarının üzerinde çalışılmış ürünler gibi değil de; ele geçirilmiş bir güç gibi görülmesi ; onun nesnel belirlenimlerinden koptuğunu gösterir ve tanrının umulmadık bir anda görülen bir iyiliği ve yardımı olarak kavranır. Malenezyalılar tarafından; kitapta bir başlığın ayrıldığı “kargo” söylemi kapsamında gelişen kargo kültürü kapsamında bu iyilik; beyazlar tarafından metaların (uçağın) ele geçirilmesi kaynaklı sürülen bir bolluğa işaret ediliyor. Bu beyazlar tarafından yapılan bir büyüyle alakalı olup, bir gün bu büyü bozulduğunda Malenezyalıların ataları mucizevi bir yükle geri dönecek ve onlar asla yokluğu tatmayacaklardır. Kargo söylemi Malenezya’da kaybolsa da Batı’da halen yaşamaya devam etmektedir. Bu söylem teknik, ekonomik bir şekilde elde edinilen bir şey değil iyiliksever ve söylencesel bir merci tarafından bizlere dağıtılmış gibi gözükmektedir.

“A Haber” Haberciliği ve Baudrillard

            Tüketim toplumunu belirleyen; kitle iletişiminde adliyeye haberlerinin evrenselliğidir. Baudrillard haberin gösterisel tarzda dramatikleştiğini ve tümüyle güncel dışı hale getirildiğinden bahseder. (Örnek olarak bkz. ) Bu linkte olduğu gibi bu durum, kendini zıplayan bir sunucuda da gösterebilir çarpıtılan bir haberde de. Dolayısıyla “A Haber” haberciliğinden habersiz Baudrillard; adliye haberi diye kavramsallaştırdığı flaş haberleri, foto-şok’ları, naklen yayınları ve daha nicelerinin hepsinin fanteziye dayandığından bahseder. Bu noktada kitle iletişiminin bize verdiği gerçeklik değil, gerçekliğin baş döndürücülüğüdür.

            Zenginliklerin üretimindeki hızlı ilerlemenin bedeli; tüketim toplumunun kendisinin neden olduğu genelleşmiş güvensizlik duygusudur. (bizim memlekette bolca olan) Bu sistemin bir tür kendi kendisini yok etmesine götürür.Kaçınılmaz olarak enflasyonist baskıların görüldüğü bu durumda; bazı kesimler bu etkilere ayak uyduramaz; ve kendi kaderlerine terk edilirler. Bunlar genelde kendilerini “şehirden kaçarak” gösterir. İzlemeyen varsa şuraya bir link bırakayım. Yarışa devam edenler ise; kendilerini tüketen bir çaba pahasına önerilen yaşan tarzına erişirler.  Bir noktada sistem kendisini üretirken aynı zamanda kendisini tüketir.  Tükeniyoruz be Baudrillard amca diyerek yazımıza son verelim, okuyucuyu küstürmeyelim..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.