Türkiye-İsrail ilişkilerinin gelişmesindeki en önemli faktörlerden biri Türk ordusunun bu yöndeki politikalarıdır. Bu konuda Le Monde diplomasi editörü Alan Gresh düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:

​“Soğuk Savaş sonrası dönemde ülkenin yalnızlaşmasından endişe eden Türk ordusu, Türkiye’ye Amerika ve Birleşmiş Milletler’in Orta doğu ve Körfez’deki Türkiye’nin önemini arttıracağını düşündükleri bölgelerdeki çıkarları çerçevesinde yeni bir rol arayışına girdiler.”

​Yine bu konuda Amerikalı strateji uzmanı Daniel Pipes şöyle ifade etmiştir:

​“Türk ordusunun politikadaki yeri sayesinde, Türk-İsrail ilişkilerinin yeni döneminde askeri ilişkiler anahtar rol oynuyor.”

​Türkiye’de güvenlik politikaları ne zaman değerlendirilecek olsa bu konuda Genelkurmay’ın önerileri, hükümet politikası haline gelmiştir. Soğuk Savaş sonrası Türk ordusunun güvenlik yaklaşımı, ülkenin yalnızlığa itilmek istendiği olarak görülmüş ve bu bağlamda yalnızlığı gidermek adına askeri teknolojisi gelişmiş olan İsrail’in, Türk ordusunun gerekli modernizasyonunu yapabileceği bir ortak olarak görülmüştür. Güçlü bir iktidar ortaya çıkaramayan Türk siyaseti, istikrarsız koalisyonlara ve işbirliği içinde olmayan kurum ve kuruluşlarıyla dış politikada aktif bir politika izleyememiştir. Hatta tek bir temel dış politika anlayışı ve güvenlik modeli ortaya çıkaramamıştır.

​25 Ocak 1994’te Türkiye’yi ziyaret eden ilk İsrail Cumhurbaşkanı olan Ezer Weizman’ın Türkiye’yi ziyaretinde ele alınan konulardan biri de askeri işbirliği konusuydu. Bu ziyaret sonrası Ortadoğu’daki güvenlik bunalımını konuşmak üzere Antalya’da yapılan toplantı Türkiye-İsrail askeri ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır. Nitekim toplantıdan sonra 31 Mart 1994’te Türkiye-İsrail Hava Kuvvetleri Subay Mübadele Programı ve Güvenlik/Gizlililk Anlaşması imzalamıştır. Yapılan bu gizli anlaşma, ancak 23 Şubat 1996 yılında imzalanan askeri anlaşmadan sonra ortaya çıktı. Aralık 1994’te Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi’nden oluşturulan bir heyet İsrail’e giderek birtakım projelerin ortaya çıkmasını sağlayacak girişimlerde bulundular.

1. F-4 Savaş Uçaklarının Modernizasyonu

​Bu proje ile TSK envanterinde bulunan 54 adet Phantom uçağının modernizasyon ihalesi İsrail’e verilmiştir. Projeye 1994 yılının Mayıs ayında başlanmış olunup, ihale 6 Ocak 1995 tarihinde yapılmıştır. Bakanlar Kurulu ve Savunma Sanayi İcra Komitesi kararları neticesinde, devlet kredisi sağlanarak IAI’ye verilmiştir. Toplam maliyeti 630 milyon ABD dolarının üzerinde olan proje 1997 yılında hayata geçirildi. 26 adet uçak İsrail’de modernize edilecekken; 28 adet uçağın modernizasyonu ve teknoloji transferi Eskişehir 1. Hava İkmal Bakım Merkezi’nde yapılması planlanmıştı. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, proje üzerinde yerli katkı payının arttırılması ve kredi koşullarının revize edilmesini isterken; HKK Orgeneral Ahmet Çörekçi sık sık düşmeye başlayan F-4 uçakları hakkındaki projenin bir an önce onaylanmasını talep etmişti. Erbakan’a verilen dört saatlik brifing sonrası, Erbakan kararnameyi imzalamıştır. Daha sonra proje kapsamında ortak füze üretimi ve F-16 uçakları için yakıt tankı gibi projeler de gündeme gelmiştir.

2. Askeri Eğitim ve İşbirliği Antlaşması

​1996’nın Şubat ayında Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin daha da derinleşmesini sağlamak amacıyla Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in Tel-Aviv’e gitmesi ve birtakım görüşmeler yapılması planlanmıştı. Çevik Bir 23 Şubat 1996 yılında İsrail ile Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı. Çevik Bir bu anlaşmanın bölgedeki istikrar ve barış ortamına katkı sağlayacağını belirtmiştir. Anlaşmaya göre Türk subayları İsrail’de ve İsrail subayları Türkiye’de personel değişimi ile eğitim alabilecekti. Teknik düzeyde işbirliği, ortak tatbikatların yapılması, hava, kara ve deniz kuvvetlerinin temas halinde olması ve İsrail ve Türk uçaklarının birbirlerinin hava sahasını kullanabilmeleri kararlaştırılmıştı. Özellikle hava sahasının kullanımı gibi maddeler İsrail basınına sızan anlaşmanın, Türk medyasında yankı uyandırmasıyla elde edilen bilgilerdir. Anlaşmanın askeri nitelikte olması nedeniyle Meclis gündemine getirilemeyişinden içeriği gizlidir. Dolayısıyla hava sahası kullanımı ve iki ülkenin istihbarat alanında yakınlaşması üzerine bir hayli değerlendirme yapılmıştır. İsrail açısından, geniş bir coğrafyaya sahip Türk topraklarında, İsrail’li subayların eğitim uçuşları yapabilmesi önemlidir. Aynı zamanda Türk hava sahası üzerinden İran’a yönelik istihbarat planları bulunuyordu. Türkiye’nin, İsrail’in elektronik-askeri teknolojisini kullanması açık yararı iken; PKK oluşumunun Suriye içinde barınmasını sağlayan Suriye yönetimine karşı gözdağı vermesi gizli hedefiydi. Askeri anlaşma İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkiyi ortaklık noktasına getirmiştir diyebiliriz. Çünkü bu noktadan sonra iki ülke de üçüncü taraflara karşı ortak politikalar uygulamıştır. Bu politikaların benimsendiği coğrafya Ortadoğu bölgesi(İran, Suriye, Irak bağlamında) olmuştur. Diğer coğrafya ve sorunlar içinse bir ittifak yapısı oluşturulmamıştır.

​1996 yılı içinde Genaral Çevik Bir’in Amerika’da varlığını sürdüren kuruluş JINSA’ya vermiş olduğu brifinge göre;

I. İki tarafa da yöneltilen tehditlerin değerlendirilmesi ve analiz edilmesi için yüksek seviyede bir çalışma grubunun oluşturulması,

II. İstihbarat toplanması ve paylaşılması için bir protokolün kurulması,

III. Türkiye’nin Irak sınırından teröristlerin sızmasını önlemek için gerekli donanımın İsrail tarafından sağlanması,

IIII. İki devletin hava ve deniz kuvvetlerinin eğitimi için ortak çalışma yapılması,

gibi çalışmaların yeni güvenlik protokolünde olacağı aktarılmıştır. Böylece iki ülke istihbarat birimlerin işbirliğine gideceği resmi bir şekilde ifade edilmiştir.

​Anlaşmanın imzalanmasından bir ay sonra, İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi anlaşmayı duyurmuş ve bu şekilde Türk kamuoyu bu anlaşmanın varlığından öyle haberdar olmuştur. Anlaşmanın duyulduğu anda İsrail aynı zamanda Lübnan’a yönelik “Gazap Üzümleri” diye adlandırılan operasyonu yapması, anlaşmaya olumsuz bakılmasına yol açtı. Bunun üzerine dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz parti grup toplantısında: “İsrail ile yapılan askeri işbirliği anlaşması yararından çok zarar getirdi. Arap dostlarımızı ikna edemedik. Anlaşmayı iptal edebiliriz.” şeklinde ifade etmiştir. İsrail’i telaşlandıran bu tarz ifadeler daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlandı. Anlaşmanın önemi komutanlar tarafından hükümete aktarılarak, iptal edilmesinin önüne geçilmiş olundu.

​İki ülkenin yaptığı askeri anlaşmalrının temelinde eğitim konusu bulunuyordu. JINSA’nın belirttiğine göre Türk F-16 personeli İsrail’de elektronik savaş alanında eğitim alırken; İsrail uçakları Türk hava sahası içinde uzun menzilli uçuşlar yapıyordu. İsrail hava sahasının küçük olması dolayısıyla, Türk hava sahası İsrailli pilotların eğitimi için önem arzediyordu. 1997 yayınlanan bir raporda, İsrail Hava Kuvvetleri uçakları Türkiye’de toplam 120 sorti yaptığı bildirirken; Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı pilotlar İsrail’de Nagev çölünde bulunan Nevatim üssünde sanal ortamda elektronik savaş eğitimi almışlardır. Kudüs çıkışlı Christian Science Monitör gazetesi, Türkiye’nin doğusunda sadece İsrail uçaklarının kullanımı için özel bir üs tahsis edildiği ve Türk jetlerinin PKK’nın karadan havaya füze saldırılarına karşı İsrail’de eğitim yaptığını bildirmişti.

Basın yayın organları iki ülkenin eğitim alanında yaptığı anlaşmaların tezahürü olarak verdiği bu uçuş haberlerinin kaynağı olarak “Türk Yetkilileri” göstermiştir. Buna yönelik olarak HKK Orgeneral İlhan Kılıç, Türk uçaklarının İsrail’de eğitim yaptığını doğrularken; İsrail’e üs sağlandığı yönündeki haberleri yalanlamıştı. Aslında eğitim amaçlı gelen İsrail uçaklarının, HKK’nın üsleri kullanılarak yararlanması sağlanmıştır.

Anlaşmaların önemli bir unsuru ise istihbarat alanıydı. İki ülkenin karşılıklı istihbarat paylaşımı hep gündeme getirilse de, yetkililer bu iddiaları hep yalanladı. Jane’s Defense dergisi, Şubat 1998 yılında verdiği bir haberde, İsrail’li, İngiliz, Amerika’lı komandolar Irak’ta ortak bir operasyon gerçekleştirecekti. Irak birlikleri hakkında istihbarat toplanması hedeflenen bu operasyonun çalışmamızla ilgisi, İsrail’li personelin Türk yetkililerin izni ile Türkiye-Irak sınırı üzerinden, Irak’a girmiş olduğu iddiasıdır. 2000 yılında Yeni Şafak gazetesinin verdiği bir haber istihbarat alanında ilginç bir gelişmenin olduğunu göstermiştir. Türkiye’de devşirme çalışmaları olarak duyurulmaya çalışılan haberde, MOSSAD’ın IQ’su yüksek kişilerin toplayarak onlara, “haber alma”, “dinleme cihazları”, “bomba teknikleri”, “sabotaj planlama” gibi dersler verildiğini belirtmiştir. Devşirme işi için Mossad ISS’i kullandığını ve bunun da İstanbul’da faaliyet yürüten Marmara Güvenlik şirketi üzerinden yaptığını iddia etmiştir. Haberde belirtilen iddialara göre İsrail dünyanın birçok yerinde, kendisine ajan yetiştirmenin planlaması içindeydi. Bu faaliyetlerin yanı sıra, TEVEL ve TZOMET adlı MOSSAD şubelerinin Türkiye’de açılmasını iddia adilmiştir. 1993 yılında Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’in İsrail’i ziyaret ederek imzaladığı anlaşmaya göre TEVEL şubesi, dost istihbarat örgütleriyle işbirliği yaparken; TZOMET isimli şube ajan devşirmekle sorumluydu.

Bir diğer önemli hususlardan biri de stratejik ve kültürel düzeydeki askeri toplantılar olmuştur. Bu noktada Türkiye o dönem zarfında tehdit algılamalarını irtica ve bölücülük olarak belirlemişti. Özellikle İsrail Refah Partisi’nin ülke üzerinde popülerliğini arttırdığı bir dönemde ilişkilerin gerilmesinden çekiniyordu. Askeri yetkililer bir araya gelerek, Ortadoğu Barışı süreci, İran ve Suriye üzerine değerlendirmeler yapıyordu. İsrail, İran gibi Türkiye’nin de İslami yükseliş çizgisine girerek kontrolden çıkmasından çekiniyordu. Bu noktada Milli Askeri Stratejik Konsept değiştirilerek irtica ve bölücülük öncelikli tehditler olarak belirlendi ve bunları destekleyen dış odak olarak İran ve Suriye gösterildi. Bu değişim Türkiye-İsrail diyoloğunun açık bir şekilde tezahürüdür. Bu noktada iki ülke Genelkurmay Başkanları dahil olmak üzere gerek üst kademe gerekse en alt düzeydeki teknik personeller çeşitli konularda toplantılar düzenledi.

3. Savunma Sanayi İşbirliği Antlaşması

​26 Ağustos 1996 tarihinde Refah-Yol Hükümeti döneminde Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması imzalandı. Buna göre iki ülke savunma sanayiinde ortak hareket edecek, karşılıklı teknoloji transferi uzman eğitimi, ortak silah üretimi gibi konularda işbirliğine gidilmesi öngörülüyordu. Askeri donanım ve askeri ortak üretim üzerinde durmak gerekiyor. Türkiye Arrow füze savunma sistemlerini, Phalcon erken uyarı uçak sistemleri, mayın belirleyen radar sistemi, Suriye ve Irak sınırını denetlemek için çit ve radar sistemi gibi projelerle ilgilenmeye başlayarak, bu anlaşmanın yararlanmayı düşünüyordu. İsrail ise daha fazla askeri teçhizat satışının peşindeydi. JINSA’nın raporlarına göre, Türkiye 1997 yılı itibariyle insansız hava uçakları (UAV) almayı hedefliyordu. Bu sayade Güneydoğu’da ve Suriye-Irak sınırı üzerinde gözetim gücünü arttırmayı hedefliyordu. Tüm bunlar devam ederken, Türk şirketleri ve İsrail şirketleri ortak proje arayışları içindeydi. MIKES, İsrail Havacılık Sanayi Şirketi (IAI) ile elektronik savaş sistemleri üretmek için anlaşmışlardı. Bu sistemler daha sonra Türkiye’nin İsrail’den alacağı F-16 uçaklarına monte edilecekti. Yine 100 adet Popeye-II füzesi, İsrail’in Rafael ve Türkiye’nin MIKES ve Roketsan firmaları tarafından ortaklaşa yapılacaktı. Rafael firmasının üreteceği füzelere, Türk firmaları ateşleme sistemleri ve unsurları yapacaktı. Ayrıca Delilah uzun menzilli füzelerinin de ortak üretimi planlanıyordu. İki ülkenin 1998 yılında yapmış olduğu ortak deniz tatbikatından sonra ise, ortak gemi üretimi de gündeme gelmişti. Saar-5 tipi savaş gemilerinin ortak üretimi talebi Türkiye’den gelmiş olsa da, daha sonra gündemden düşmüştür.

​Füze projelerinin yanı sıra M-60 tanklarının modernizasyonu da gündeme gelmişti. Özellikle iki ülke arasında mekik dokuyan askeri yetkililer sık sık Merkava tipi tankların modernize edilmesini görüşüyorlardı. 1998 yılında Türk KKK Hüseyin Kıvrıkoğlu İsrail’e giderek, Merkava-III tanklarının incelendiği İsrail’li gazeteler tarafından belirtiliyordu.

​Savunma Sanayi Müsteşarlığı 1000 ana muharebe tankı üretilmesi için bir ihale açmıştı. İsrail dışında Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya, Çin, Ukrayna-Slovakya-Romanya ortaklığında olmak üzere çeşitli ülkeler ihaleye talip olmuştu. Türkiye’nin en büyük askeri projelerinden biri olan tank alımı ve modernizasyonu 2000 yılında ihaleden vazgeçilerek, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit projenin İsrail’e verildiği duyuruldu. Ancak ABD’nin rahatsızlığının Ankara’ya bildirilmesi üzerine, Ankara projenin İsrail’e verilmesinden vazgeçildiğini ifade etmişti. Bu haber üzerine bu sefer de İsrail bu durumdan rahatsız olmuş ve ABD’nin tutumunu eleştirmişti. Daha sonra ise proje bölünerek daha az bir bütçe ile modernizasyon amaçlı İsrail’e verildi. İsrailli IMI firması tarafından 170 tank modernizasyonu yapılarak 2010 yılında Kayseri’de teslim edildi.

4. Taarruz Helikopteri İhalesi ve Uydu İhalesi

​Savunma sanayi anlamındaki bütün ihalelerde İsrail firmaları veya ortaklıkları baş gösteriyordu. Ancak Türkiye’de siyasal ve askeri karar mekanizmalarının değişken tutumları ihalelerin tek tek iptal olmasına neden oluyordu. İhale süreçleri tank, helikopter gibi alanlarda on yıllara yakın sürede devam etmiş olsa da, birden iptal olabiliyordu. 145 adet taktik-taarruz saldırı helikopteri ihalesi de 1996 yılında görüşülmeye başlandı ve süreç 2004 yılında sona erdi. 1999 yılında ihaleye çıkan firmalar arasından İtalyan Mangusta, Amerikan Bell-Textron ve Rus-İsrail Kamov-IAI ortaklığına öncelik verildiği açıklanmıştı. Daha sonraki süreçlerde tekrar tekrar ihaleler açıldı, ancak bir sonuç alınmadı. 2004 yılında ihaleler tamamen iptal edildi. Siyasal iktidarların çabuk değişmesi neticesinde ihale süreçleri bir firmadan alınıp öteki firmalara verilmeleri ve tekrar iptal edilmeleri ile sonuçlandı. Özellikle İsrailli yetkililer ihale alamamış olmalarını, 28 Şubat sürecinde yakın ilişkiler içine girilen askeri yetkililerin emekli oluşuna bağlıyordu.

Uydu ihalesi ise önce gündeme gelmiş ve iptal olmuş ve 2006 yılında ise yeniden gözden geçirilerek bir kez daha gündeme gelmiştir. 2000 yılındaki süreçte proje için İsrail’in seçildiği açıklanmış, ancak daha sonra Fransa ile görüşmelere başlanacağı duyurulmuştur. Böyle bir karar verilmesinde AB ile ilişkilerde bir ivme yakalamak isteyen Türkiye’nin, siyasi bir karar aldığını gösterir niteliktedir. Ancak ihale daha sonra bekletilmeye alınmıştır. Ağustos 2000 yılında İsrail Başbakanı Ehud Barak Türkiye’ye gelerek tank modernizasyonu, helikopter ve askeri uydu ihalelerinin İsrail’e verilmemesinden mevcut yüksek düzeyli savunma sanayi işbirliğine zarar verdiğini belitmiştir. Türkiye ve İsrail arasında yapılan antlaşmalar neticesinde oluşturulan yüksek askeri ortaklıklığın sürdürülmesi İsrail için öncelikli konulardandı. İhalelerin İsrail’in elinden alınması ve tek tek iptal olması İsrail açsından rahatsızlık oluşturmuştu. İsrail 1993 yılından sonra askeri ilişkilerde yakalanılan ivmenin devam etmesini istiyordu. Türkiye ise uluslararası alanda yüksek ortaklık anlayışlarını çeşitlendirmek arzusundaydı ve en yakın aktör olarak AB gündeme gelmeye başlamıştı.

5. Ortak Tatbikatlar

​İsrail Genelkurmay Başkanı David Ivry 1994 yılında Türkiye’ye gelerek ortak hava tatbikatı konusunda bir takım görüşmelerde bulunmuştu. Ertesi Mayıs ayında ise Türk hava sahasında bir tatbikat yapıldı. Bundan sonraki süreçte imzalanan Askeri, Eğitim ve İşbirliği Antlaşması tatbikatların sayısının artmasını ve hukuki dayanağının oluşmasını sağlamıştır. Antlaşmaların içeriğinde ortak eğitimler kısmından dolayı iki ülke küçük çapta eğitim ve tatbikatlar yapmıştır. Yine 1996 Nisan ayında 8 adet İsrail F-16 uçağı Konya semalarında eğitim uçuşu yaparken; Haziran ayında 12 adet Türk savaş uçağı İsrail’e gitmiştir. İsrail böylece geniş arazilerde eğitim uçuşları yapıyor, olası tehdit algıları nedeniyle İran ve Suriye üzerine çalışmalar yapma imkanına kavuşuyordu.

​Yine antlaşmalar neticesinde planlanan tatbikatlara, İsrail Savunma Bakanı Yitzak Mordehai’nin girişimleriyle iki ülkenin ortak deniz tatbikatı yapması noktasında anlaşmaya varılmıştır. ABD Savunma Bakanı William Kohen de bu konudaki girişimleri destekleyeceğini açıklamıştı. 17 Haziran 1997 tarihinde Türk ve İsrail deniz kuvvetleri arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi amacıyla Türkiye’den üç fırkateyn, bir denizaltı, lojistik gemisi ve bin denizci taşıyan beş savaş gemisi, İsrail’in Hayfa Limanı’nı ziyaret etmiştir. Mordehai’in çabaları sonuç vermiş ve ABD’nin de tatbikatlara katılması kararlaştırılmıştır.

​Türkiye-İsrail-ABD ortak deniz tatbikatı 1997 yılını Eylül ayında planlanırken; Refah Partisi’nin iktidara gelmesiyle tatbikat 1998 yılına ertelendi. Refah Partisi lideri ve Başbakan Necmettin Erbakan göreve geldiklerinde İsrail ile yapılacak tatbikatların erteleneceğini belirtmiştir. Erbakan İslam dünyasından gelecek tepkilerden çekinerek böyle bir adım atmış ve Silahlı Kuvvetler üzerinde baskı kurmayı hedeflemiştir.

​Türkiye, ABD ve İsrail 5 Ocak 1998’de Akdeniz’de “Güvenilir Denizkızı” adlı ortak deniz ve hava tatbikatı gerçekleştirdiler. Tatbikatın görünürdeki amacı arama kurtarma çalışmalarının durumunu ortaya koymaktı. Ürdün ise gözlemci ülke olarak katılmıştır. Tabi bu tatbikatın gerçek amacı ise ABD ve İsrail’in Türkiye’ye olan desteği ve bu üç ülkenin askeri alanda işbirliğinin kuvvetlendirilmesidir. Bu üç ülke arasındaki “Güvenilir Denizkızı” tatbikatları 2009 yılına kadar tekrarlanacak, ancak 2010 yılında “Mavi Marmara” yardım gemisine İsrail tarafından operasyon düzenlenmesinden itibaren, tatbikatlardan 2010 yılında vazgeçildiği belirtilecektir.

​Üç ülke arasında yapılan askeri tatbikata Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden tepkiler geçikmedi. Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa:

​“İsrail, Türkiye ve Amerika’nın ortak tatbikatlarına karşı tavrımız değişmeyecektir. Bu tatbikatın yanlış temeller üzerine kurulmuş olduğuna inanıyoruz. Bu tatbikatın zamanı, Ortadoğu bölgesinde mevcut barış sürecindeki donukluğun ışığında olumsuz bir adımdır.” diye karşı çıkarken; İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, tatbikatı kınayarak:

​“Bu tatbikat, düşmanların bölgede, bölgesel istikrarın yanı sıra, İran’ın güvenliğini de tehdit eden gerginlikler yarttığının bir göstergesidir.” şeklinde konuşmuştur.

​Daha tatbikatların yapılmadığı, sadece planlamasının yapıldığı bir dönemde bölge üzerinde gerginlikler artmıştı. Irak ve Suriye birbirine yakınlaşmış, İran ve Irak arasındaki ilişkiler de yumuşamaya başlamıştı. Hatta Yunanistan, Rusya ve Suriye arasında da bir tatbikatın yapılması gündeme gelmişti. Deniz tatbikatları Ortadoğu’da cephe oluşumlarını başlatmıştı.

​Hem Ortadoğu’daki İslam ülkelerinin itirazları hem de Erbakan’ın iktidara gelmesi tatbikatın ertelenmesine yol açtı. Ancak bir yıl sonra yapılan tatbikat sonrası İslam ülkeleri bulundukları konumlarında tepki vermeye devam ediyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü James Rubin:

​“ABD’nin bölgedeki en büyük ve en yakın dostları ve müttefikleri olan İsrail ve Türkiye arasında güçlü bir ilişki kurulmasını öteden beri teşvik ettiğini” belirterek tepkilerin önüne geçilmesinde etkili olmuştur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.