1. Enerjisel Risklerin Devletler İçin Önemi

Enerji arzını sağlayabilmek, bir devletin gerek ekonomik, gerekse de sosyal sürdürülebilirliği için olmazsa olmazdır. Öyle ki 1973 ve 1979 krizleri sonrasında, dış petrole bağımlı devletlerin yaşadıkları sorunlar, bize enerjinin önemini güzel bir biçimde göstermektedir. Yine, birden fazla kez yaşanan Ukrayna krizi esnasında, Avrupa’ya giden gazın kesilmesi ile soğuk kışa teslim olan Avrupa devletleri, zor anlar yaşamışlardır. Daha güncel bir örnek verilmesi gerekirse; Türkiye genelinde 31 Mart 2015 tarihinde yaşanan elektrik kesintisi, sadece elektrik ile ilgili bir arıza olmasına rağmen, bir kez daha bize enerjinin önemini göstermiştir.

Günlük hayatımızda bu derece önemli olduğu belirtilen enerjinin ve enerji arzının[1] yönetimi de, hiç şüphesiz, belirli bir politika çerçevesinde olmalıdır. Enerji arzının güvenliği için iki türden politika izlenebilir. Bunlardan birincisi “kısa vadeli”, ikincisi ise “uzun vadeli” politikalardır. Kısa vadeli politikalar daha çok elde kalan stokların paylaştırılması ile ilgili iken (stokların işbirliği içerisinde kullanılması, geçici elektrik kesintileri ve enerji akışının yönünün değiştirilmesi gibi), uzun vadeli politikalar, daha çok gelecekte enerji arzı ile ilgili sorunlar yaşanmasının engellenmesi amacıyladır (enerjinin etkin kullanımının arttırılması politikaları, yakıt kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve stokların arttırılması gibi).[2]

Avrupa Birliği açısından enerji arzı sorunsalı incelendiğinde, AB’nin yenilenebilir enerji ve enerjinin etkin kullanımı konusunda izlediği politikalar, bir açıdan, AB’nin enerji çeşitliliğini arttırmaya yönelik politikalardır. Bu nedenle de bu politikaların daha çok “uzun vadeli” politikalar olduğu söylenebilir.

2. Avrupa Birliği’nde Enerjinin Önemi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kuruluşunun ilk adımları atılan Avrupa Birliği’nin kurucu babaları, her iki Dünya Savaşı’nın çıkış nedenlerini iyi analiz etmiştir. Bundan dolayı AB politikalarında, kuruluşundan itibaren enerjiye doğrudan veya dolaylı olarak önem verilmiş, bu önem de AB kurucu antlaşmalarında gösterilmiştir.

Bu öneme verilebilecek ilk somut örnek, 1951 yılında imzalanıp, 1952 yılında yürürlüğe giren Paris Antlaşması sonrasında kurulan AKÇT’dir. Ana hedeflerinden biri, kömür ve çeliğin Avrupa pazarında serbest dolaşımı; diğeri ise, üretim kaynaklarına serbest ulaşım olan AKÇT, böylece ortak bir kömür ve çelik pazarı kurmayı amaçlamıştır.[3]Bu topluluğun kurucu antlaşması ile, Avrupa Topluluğu’nun oluşturan devletler, ilk defa, egemenlik haklarının bir kısmından, topluluk yararına vazgeçmişlerdir.[4]

İkinci somut örnek ise, Euratom’dur. Mart 1957 tarihinde Roma’da hem Avrupa Ekonomik Topluluğu, hem de AAET’yi kuran antlaşmaların imzalanmasından sonra, her iki antlaşma da 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe girmiştir.[5]

AB, daha sonraki dönemlerde ve antlaşmalarında, uzun bir süre enerji konusuna ayrı başlık olarak değinmemiştir. Enerji ile ilgili kararlar, daha çok ikincil düzenlemelerle veya başka başlıklar altında (çevre, tarım, v.b.) işlenerek alınacaktır (ERGÜN 2007, s.7).

Almanya ve Fransa’nın yenilenebilir enerji ve enerjinin etkin kullanımı politikalarını anlayabilmemiz için, AB enerji politikalarını bilmemiz gerekmektedir. Çünkü AB üye devletleri, AB’nin enerji konusunda belirlediği hedefler doğrultusunda iç politikalarını oluşturmaktadırlar. Bu nedenle, AB enerji politikalarına, tarihsel süreci ile birlikte değinilecektir.

2.1. Avrupa Birliği’nde Yenilenebilir Enerji ve Enerjinin Etkin Kullanımı

AB için yenilenebilir enerji ve enerjinin etkin kullanımı konuları, günümüze yakın dönemlerde önem kazanmaya başlamıştır. AB’nin bu yöne eğilmesi, 1973 yılındaki Petrol Krizi ile ilişkilendirilebilir. Krizin akabinde AB devletlerinin, özellikle de OPEC devletlerinden alacakları petrole olan güvenlerinin azalması ve bu krize cevap olarak IEA’nın kurularak, enerji güvenliğinin sağlanmasının amaçlanması, yenilenebilir enerjiye yöneliş açısından önemli olarak kabul edilebilir. Çevresel sorunlara bir cevap olarak yenilenebilir enerjiye yönelme ise, daha sonraki dönemlere ait bir özelliktir. Her iki durumda da, AB’de, yenilenebilir enerjinin mevzuata girmesi, 1973 Petrol Krizi’nin hemen ardından gerçekleşmemiştir.

Öyle ki, AB’nin bu alandaki ilk hukukî düzenlemesi bir Konsey Tavsiyesi olup (Elektrik Alanındaki Kamu Şirketleri ile Otoprodüktör Şirketler Arasındaki İşbirliğini Geliştirmeye Yönelik Konsey Tavsiyesi), bu tavsiye, 1988 yılında yayımlanmıştır. (ERGÜN 2007, s.46) Söz konusu tavsiyede “1995 yılı için konan ortak enerji hedefleri ve üye devletlerin ortak bir yolda buluşması için, Konsey’in, tüm sektörlerde daha etkin enerji kullanımına ve, yeni ve yenilenebilir enerji türlerine daha çok önem verilmesi amacıyla bazı sektörel hedefler kararlaştırdığı” yazılıdır.[6]

Daha sonra, 1995 yılında “Avrupa Birliği İçin Enerji Politikası” adıyla yayımlanan Beyaz Belge’nin (White Paper), “4.3.1.3. Diversification”, yani “Çeşitlendirme” adlı başlığı altında da temiz enerji, dikkate alınmıştır. Bu başlık altında, Topluluk’un, yenilenebilir enerji ile ilgili araştırma projelerini destekleyeceği, işbirliği konusunda itici bir rol üstleneceği, v.b. hedeflerden bahsedilmiş, aynı zamanda bu hedeflerin, Topluluk’un hem yenilenebilir enerji, hem de ALTENER II Programı için ortaya koyduğu” strateji”nin merkezinde olduğu belirtilmiştir (EC 1995, s.23).

Kasım 1996 tarihinde, “Gelecek için Enerji: Yenilenebilir Enerji Kaynakları” başlıklı bir Yeşil Belge’de (Green Paper), “Avrupa Birliği’nin enerji konusunda içinde bulunduğu durumun, amaçlara ulaşabilmek için, eldeki tüm kaynakları etkili bir biçimde kullanmayı gerektirdiğini” yazmaktadır. Aynı zamanda yine Belge’de, eldeki potansiyelin değerlendirilemediğine ve (1996 yılı için), yenilenebilir enerjinin, toplam enerjideki payının sadece %6 olduğuna değinilmiştir. Yine söz konusu Yeşil Belge’nin, “yenilenebilir enerji kaynaklarının daha geniş kullanılabilmesi için ilk geliştirilecek bir stratejinin ilk etabını oluşturduğu” belirtilmektedir. Bununla birlikte Yeşil Belge’de, yenilenebilir enerji kaynaklarının payının, 2010 yılına kadar iki katına çıkarılmasının hedeflendiği belirtilmektedir.[7]

1997 yılında, “Gelecek için Enerji: Yenilenebilir Enerji Kaynakları” başlıklı başka bir Beyaz Belge’de, bu sefer tam olarak “Yenilenebilir Enerji” konusuna dikkat çekilmeye başlanmıştır. Belgede yazılı olduğu kadarıyla, o dönemde, tüm Birlik’in yenilenebilir enerjiden üretilen enerji miktarı, toplam tüketimin yalnızca %6’sı kadardır.[8] Bu Beyaz Belge’ye göre, AB’nin yenilenebilir enerji politikası, iki temel nedene dayandırılmıştır; 1) Çevre (1992 Rio Konferansı ve kamuoyunun bu enerji türüne sıcak bakması) ve 2) Ekonomi (finansmanının kolay olması ve yeni gelişen ülkelere teknolojilerin satılabileceği).[9]

AB’de temiz enerji üretimine verilen önemin arttırılması amacıyla, 90’lı yıllarda ALTENER I (1993- 1997) ve ALTENER II (1998- 1999. Daha sonra yerini başka bir Parlamento ve Konsey Kararı alacaktır.) Programları düzenlenmiştir. Aynı zamanda Komisyon, PHARE, TACIS, THERMIE ve SYNERGY gibi programlarla başka enerji merkezleri oluşturarak, ortak bir iletişim noktası oluşturmayı ve ortak politikayı daha sağlıklı bir biçimde yürütmeyi amaçlamıştır (EC 1995, s.29).

Daha sonra, 28 Şubat 2000 tarihinde, Parlamento ve Konsey’in aldıkları karar neticesinde, Konsey’in Altener II Programı’nı kuran, 98/352/CE sayılı kararı, 646/2000/CE sayılı karar ile değiştirilmiştir.[10]

2001 yılına gelindiğinde ise, 27 Eylül 2001 tarihli “İç elektrik pazarında, yenilenebilir enerjiden üretilen elektriği destekleyici” yönerge, “AB düzeyinde yenilenebilir enerjiye teşvik amacıyla çıkarılmış en önemli hukukî enstrüman” (ERGÜN 2007, s.47) olarak kabul edilmektedir. Söz konusu yönergenin 3. Maddesinin 1. paragrafında “üye devletlerin, ulusal hedeflerine uygun olarak, elektrik üretimlerinde yenilenebilir enerjiden üretilen elektriğin tüketilmesi yolunda çaba göstermeleri” belirtilmektedir.[11] Aynı maddenin 2. paragrafı ise “27 Ekim 2002 tarihinden daha önceki bir tarihte ve bu tarihten sonra her beş yılda bir, üye devletlerin, 10 yıllık bir yenilenebilir enerji hedefi belirlemeleri ve bu hedefe ilişkin bir rapor ve bir de belirtici hedef (indicative target) yayımlamaları –yenilenebilir enerjinin, elektrik üretimindeki payının yüzde ile belirtilerek- gerektiğinden” bahsetmektedir.[12]

Daha sonra 2005 yılında, Komisyon’un 22 Haziran 2005 tarihli Yeşil Belge’si, üye devletlerin enerjinin etkin kullanımına vermesi gereken öneme değinmiştir. Yeşil Belge’de, 2005 yılında tüm üye devletlerin enerjide dışa bağımlılık oranının %50’den fazla olduğu, eğer böyle devam ederse bu oranın, 2030’a gelindiğinde %70’ten yüksek olacağı söylenmektedir. Aynı zamanda enerjinin etkin kullanımının önemi, yenilenebilir enerjinin yeteri kadar gelişememesine de bağlanmıştır. Yeşil Belge’de Komisyon, 2020’ye kadar enerji tüketimini, 2005 yılına oranla %20 düşürebileceğinin olası olduğunu, böylece yıllık 60 milyar euro kazanç elde edebileceğini yazmıştır.[13]

2001 yılından sonra, yenilenebilir enerji adına atılan en önemli adım olarak, Komisyon’un 10 Haziran 2007 tarihinde yayımladığı, uzun vadeli bir yenilenebilir enerji stratejisi yol haritası olmuştur. Bu yol haritası ile, Avrupa Birliği, yenilenebilir enerjinin payını, 2020 yılına kadar, tüm enerji türleri içerisinde %20’ye çıkarmayı amaçlamıştır.[14]Temelde AB’nin, enerji konusundaki temel hedefleri artık:

  • Tüm enerji türleri arasında yenilenebilir enerjinin payını arttırmak,
  • Enerjinin etkin kullanımı politikası izlemek,
  • Karbondioksit salınımını olabildiğince azaltmak, şeklinde özetlenebilir.

Bu yolda atılacak diğer bir önemli adım da, 2009 yılının Nisan ayında çıkarılacak olan yenilenebilir enerji ile ilgili yönergedir. Bu yönerge ile, her üye devlet için, 2007 hedeflerine ulaşılması amacıyla,uygun yenilenebilir enerji stratejileri belirlenmiştir.[15] (Yine 2009 yılında kabul edilen “Üçüncü Enerji Paketi” de bu yolda atılan önemli bir adımdır, ancak bunların hepsi, 2007 hedeflerine ulaşabilmek amacıyla yapılan düzenlemelerdir)

2007 hedefleri, 1997 ve 2001 hedeflerinin başarısızlığa uğramaları sonucunda konmuş hedeflerdir. Bu hedeflerin başarısızlığa uğramasının çeşitli nedenleri sayılsa da, temelde AB’nin “bağlayıcı” kurallar koyamamasının buna yol açtığı söylenebilir. Ancak Komisyon, 2007 hedeflerine (ve 3. Enerji Paketi hedeflerine) ulaşma konusunda ciddi olduğunu göstermiştir ve bunun en güncel örneği Macaristan’dır. Avrupa Komisyonu, 2 Mart 2015’te çıkan bir habere göre, Macaristan’a, Macaristan’ın enerji düzenlemeleri Avrupa Birliği Hukuku ile uyuşmadığından dolayı “ihlâl işlemi (infringement procedure)” başlatmıştır.[16]

Bu türden bağlayıcı mevzuata bir örnek olarak da 2012 yılı Yenilenebilir Enerji Yönetmeliği (Renewable Energy Directive) verilebilir. 5 Haziran 2014 tarihinden itibaren, üye devletlerin ulusal mevzuatlarına eklemeleri istenen bu yönetmelik de, başta 2020 yenilenebilir enerji hedeflerinin gerçekleştirilebilmesi ve 2030 ile 2050 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmanın kolaylaştırılabilmesi amacıyla alınması gereken bazı “bağlayıcı” önlemleri içermektedir.[17]

2.2. AB’nin 2020, 2030, 2050 Enerji Hedefleri

AB’nin 2020 için oluşturduğu “2020 Yılı İklim ve Enerji Paketi (The 2020 Climate and Energy Package)”nin temelde şu üç hedefi vardır:

  • Sera etkisi yaratan gazların salınımını, 1990 yılına oranla %20 azaltmak (AB dışında yer alan gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin de aynı şekilde uğraşmaları takdirde, bu oran %30’a çıkarılacaktır) ,[18]
  • Tüketilen toplam enerjinin %20’sini yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamak,[19]
  • Enerjinin etkin kullanımını %20 oranında arttırmak.[20]

2030 yılın hedefleri ise, devlet başkanlarının 23 Ekim 2014 yılında anlaştığı kadarıyla;

  • Sera etkisi yaratan gazların salınımını, 1990 yılına oranla en az %40 azaltmak,[21]
  • Avrupa enerji pazarını daha rekabetçi, güvenli ve sürdürülebilir bir hâle getirmek,[22]
  • Yenilenebilir enerji ve enerji tasarrufu yüzdesini toplamda en az %27’ye çekmek, olarak belirlenmiştir.[23]

AB’nin 2030 enerji hedeflerini gerçekleştirebilmek amacıyla kullandığı EU ETS’den bahsetmekte fayda vardır. Aslında, Kyoto Protokolü’nün 17. maddesinde (UN 1998, s.15) de bahsedilmiş olan bu sistem, temelde bir “sera gazı emisyonu alım- satım” sistemidir ve 28 AB üye devleti ile Lihtenştayn, İzlanda ve Norveç de dahil olmak üzere toplamda 31 devletin ülkesini kapsamaktadır. Sistem, “ört ve al- sat (cap and trade)” mantığı temeline oturtulmuştur. Sistemin kapsadığı santraller, fabrikalar ve diğer sera gazı salınımı yapan kurumların yıllık emisyonları, bu sistem çerçevesinde kısıtlanmaktadır. Bu kısıtlamaya bağlı olarak da, emisyon alım- satım izni (allowance), belirtilen kurumlara verilir. Böylece az emisyona sahip kurumların hakkını, çok emisyona sahip kurumlar, dilerlerse satın alabilirler. Emisyon örtüsü ise (cap) bir yandan, her yıl %1,74 oranında daraltılmaktadır (2020’den sonra bu oran %2,2’ye çekilecektir). Bu da, kurumları gittikçe daha az emisyona zorlamaktadır. Sistem, AB’nin toplam gaz emisyonunun %45’ini kapsamaktadır/kısıtlamaktadır ve Dünyanın en büyük emisyon alış- veriş sistemidir. Sistem, günümüzde Avrupa dışında taşmakta, ulusal ve bölgesel emisyon alış- veriş sistemlerinin, başka yerlerde de uygulanmasını sağlamaktadır.[24][25]

AB, izlemekte olduğu politikalarda, 2050 yılı için zor olsa da, 2020 ve 2030 hedeflerine ulaşabilecek durumdadır. 2013 yılında, 28 üye devletin sera gazı salınımının 2012 yılına oranla %1,8 azalması, 2020 hedefinin ulaşılabilecek bir hedef olduğunu göstermektedir.[26] Ancak AB, gösterdiği eforun bir kısmının, diğer ülkeler tarafından da gösterilmesini istemektedir. Bu nedenle de, Aralık 2015 tarihinde Paris’te gerçekleştirilecek olan iklim konferansı ve bu konferans sonrasında imzalanacak anlaşma (agreement), diğer devletler tarafından da sera gazı emisyonu politikalarının izlenmesi açısından önemli olacaktır. Avrupa Komisyonu’na göre, imzalanabilecek (ve elbette uyulacak) bir anlaşma ile, 2050 yılına gelindiğinde, sera gazı salınımı, tüm Dünya’da, 2010 seviyesine oranla %60 azaltılabilecektir.[27]

AB’nin 2050 yılı için yenilenebilir enerji hedefleri ise “2050’de Düşük Karbonlu ve Rekabetçi bir Ekonomi’ye Geçiş için Yol Haritası (A Roadmap for moving to a competitive low carbon economy in 2050)” başlıklı yol haritasında toplanmıştır. Yol haritasında “iklim değişikliği değerlerini 20C’nin altında tutabilmek amacıyla, Şubat 2011 tarihinde, Avrupa Konseyi’nin, AB’nin 2050 yılındaki sera gazı emisyonunu, 1990 yılındaki değerlere oranla %80 ile %95 arasında azaltma hedeflerini teyit ettiği” yazmaktadır.[28]

Aynı zamanda, AB’nin 2050 enerji ve emisyon hedefleri için, 2011 yılında Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen “Tek Bir Avrupa Ulaşım Alanı için Yol Haritası (Roadmap to a Single European Transport Area)” adlı beyaz belgeden de bahsetmek gerekmektedir. Bu beyaz belgenin 2050’ye kadar belirlediği hedefler:

  • Hiçbir konvansiyonel yakıtlı araç kalmayacak,[29]
  • Hava taşımacılığında, %40 oranında, sürdürülebilir, düşük karbonlu yakıt kullanımı sağlanacak; gemi taşımacılığında ise emisyonlar %40 oranında azaltılacak,[30]
  • Orta uzaklıktaki şehirlerarası yolculuk ve taşımacılıkta karayolu kullanımından, demiryolu ve suyolu kullanımına %50 oranında geçiş sağlanacak,[31]
  • Tüm bu hedefler, içinde bulunduğumuz yüzyılın yarısına gelindiğinde, ulaşım emisyonunda %60’lık bir azalma sağlayacak.[32]

Burada şunu belirtmekte fayda vardır ki Avrupa Birliği, özellikle de karbon salınımını azaltma yolunda koyduğu kısa ve uzun vadeli hedefleri gerçekleştirmeye çalışırken bazı engellerle de karşılaşabilmektedir. Örneğin son günlerde Shell adlı petrol şirketinin, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manul Barrosso üzerine baskı kurarak, karbondioksit salınımı konusundaki Birlik hedeflerini değiştirmeye çalışmasında başarılı olmasının ortaya çıkması[33], Birlik’in hedeflerini gerçekleştirebilmesi için henüz pek çok engelle karşılaşmasının olası olduğunu göstermektedir.

Bu bölümde anlatılmaya çalışılan, AB’nin, gerek emisyon azaltmada, gerekse de enerji geçişinde, önemini gittikçe yenilenebilir enerji kaynaklarına ve enerjinin etkin kullanımına verdiğini, zamanla da daha fazla yenilenebilir enerjinin önem kazanacağını gösterebilmek idi.

İbrahim Yavuz KULAKLI

 

[1] *Enerji güvenliği, IEA’nın 2001 basımı “Toward a Sustainable Energy Future” adlı kitabında “arzın, talebi, belirli bir fiyat karşılığında karşılayabilme uygunluğu” olarak betimlenmiştir. Aynı zamanda burada, enerji güvenliğinin “bir miktar ve fiyat güvenliği sorunu” olduğu da belirtilmiştir (s.76).

[2]Toward a sustainable energy future (s.75)- IEA- OECD

[3]http://europa.eu/legislation_summaries/institutional_affairs/treaties/treaties_ecsc_fr.htm (15.03.2015)

[4]http://europa.eu/legislation_summaries/institutional_affairs/treaties/treaties_euratom_fr.htm (15.03.2015)

[5]A.g.e. (15.03.2015)

[6]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/FR/TXT/PDF/?uri=OJ:L:1988:335:FULL&from=FR (15.03.2015) (s.29)

[7]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/FR/TXT/PDF/?uri=CELEX:51996DC0576 (24.04.2015) (s.4)

[8]http://europa.eu/documents/comm/white_papers/pdf/com97_599_en.pdf (15.03.2015) (s.4)

[9]http://europa.eu/documents/comm/white_papers/pdf/com97_599_en.pdf (15.03.2015) (s.4)

[10]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/FR/TXT/?uri=CELEX:32000D0646 (01.04.2015)

[11]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32001L0077&from=EN (01.04.2015) (s.35)

[12]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/PDF/?uri=CELEX:32001L0077&from=EN (01.04.2015) (s.35)

[13]http://europa.eu/legislation_summaries/energy/energy_efficiency/l27061_fr.htm (24.04.2015)

[14]http://www.euractiv.com/energy/eu-renewable-energy-policy/article-117536 (01.04.2015)

[15]http://www.euractiv.com/energy/eu-renewable-energy-policy/article-117536 (01.04.2015)

[16]http://dailynewshungary.com/the-european-commission-launches-energy-rules-infringement-procedure-against-hungary/ (01.04.2015)

[17]http://ec.europa.eu/energy/en/topics/energy-efficiency/energy-efficiency-directive (18.04.2015)

[18]http://ec.europa.eu/clima/policies/package/index_en.htm (01.04.2015)

[19]A.g.e. (01.04.2015)

[20]A.g.e. (01.04.2015)

[21]http://ec.europa.eu/clima/policies/2030/index_en.htm (18.04.2015)

[22]A.g.e. (18.04.2015)

[23]A.g.e. (18.04.2015)

[24]http://ec.europa.eu/clima/publications/docs/factsheet_ets_en.pdf(18.01.2015)

[25]http://ec.europa.eu/clima/policies/ets/index_en.htm (18.01.2015)

[26]http://ec.europa.eu/clima/policies/g-gas/index_en.htm (19.04.2015)

[27]http://ec.europa.eu/clima/policies/international/negotiations/future/index_en.htm (19.04.2015)

[28]http://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:52011DC0112 (19.04.2015)

[29]http://ec.europa.eu/transport/themes/strategies/2011_white_paper_en.htm (19.04.2015)

[30]A.g.e. (19.04.2015)

[31]A.g.e. (19.04.2015)

[32]A.ge. (19.04.2015)

[33]http://www.euractiv.fr/sections/climat-environnement/le-petrolier-shell-sape-les-objectifs-de-lue-en-matiere-de (03.05.2015)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.