9.5 C
İstanbul
Çarşamba, Şubat 28, 2024

Bosna Hersek Devleti’nin Siyasi Yapısı

“Bosna Hersek, bugün idari ve siyasi yapısının karışıklılığı ile göze çarpan bir ülkedir. Avrupa’nın gördüğü en kanlı çatışmaların yaşandığı bu bölgenin etnik ve siyasi yapısını incelemek, Balkanları ve Balkan ülkelerinin politikalarını anlamakta araştırmacılara daha faydalı olacaktır.”

Bosna Hersek Devleti’nin Bağımsızlık Süreci (1991 – 1995) ve Siyasi Yapısı

Öz

Bu araştırmada, Bosna Hersek’in bağımsızlık süreci ve siyasi yapısı incelenmektedir. Bu incelemeyi yaparken Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ni dağılma sürecine sokan iç ve dış etkenleredönemin siyasi konjonktürü göz önünde bulundurularak değinilmektedir. Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesinden sonra yaşadığı sorunlar, bu sorunlara ABD ve Avrupa ülkelerinin tutumları ve süreci sona erdiren 1995 Dayton Barış Antlaşması ele alınmaktadır. Dayton’un Bosna Hersek’e getirdiği karmaşık siyasi yapılanmalar; üst siyasi yapı, merkezi yapı ve entiteler olmak üzere ayrı ayrı ele alınmaktadır. Bunlara ek olarak, Bosna Hersek’in Dayton Barış Antlaşması gereklerince yönetilmesinin getirdiği sıkıntılar tartışılmaktadır.

Giriş

Bosna Hersek, bugün idari ve siyasi yapısının karışıklılığı ile göze çarpan bir ülkedir. Avrupa’nın gördüğü en kanlı çatışmaların yaşandığı bu bölgenin etnik ve siyasi yapısını incelemek, Balkanları ve Balkan ülkelerinin politikalarını anlamakta araştırmacılara daha faydalı olacaktır. Bosna Hersek, bağımsızlık sürecini çok sancılı geçirmiş ve bugün sahip olduğu siyasi yapı itibariyle bu sancıları kesik kesik de olsa hala hissetmekte olan bir ülke konumundadır.

Dünya üzerinde iç ve dış dinamikleri sebebiyle iç savaş yaşamış, bu süreci uzun yıllardır atlatamamış bölgelere bakıldığında Bosna Hersek’in yalnız olmadığı görülmektedir. Ancak Bosna Hersek’i Türkiye için farklı kılan unsur, çok uzun bir süre Osmanlı idaresinde bulunması ve bu süre içerisinde iki halkın kültürel olarak ciddi bir etkileşime girmiş olması ile açıklanabilmektedir. Bu nedenle 1463′ten 1878′e kadar Osmanlı idaresinde kalan bu bölgenin; dününü bilmek, bugününü yaşamak, yarınını ise hazırlamak gerekmektedir.

A. Bağımsızlık Sürecinde Bosna Hersek’te Genel Görünüm

Bosna Hersek, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte aynı topraklar üzerine kurulan yedi devletten biridir. Slovenya ve Hırvatistan’ın ardından 1 Mart 1992’de yapılan referandumla bağımsızlığını ilan etmiş ve üç farklı dini ve etnik kimliğe (Müslüman Boşnaklar, Ortodoks Sırplar, Katolik Hırvatlar) sahip bir ülke olarak ortaya çıkmıştır. “Bu bölge minyatür bir Yugoslavya gibidir. Burada yaşayan 4-5 milyon nüfusun %43′ü Boşnak, %32′si Sırp, %17′si Hırvatlardan meydana gelmektedir.”[1](bkz. 1991 nüfus sayımı 4.377.033)   Yugoslavya Devlet Başkanı Josip Broz Tito yaşadığı süre içerisinde bu farklı etnik grupları bir arada tutmayı başarabilmiştir. Ancak Tito’nun 1980′de ölmesiyle birlikte ülke içerisinde bulunan etnik gruplar arasındaki tarihi rekabet gün yüzüne çıkmış ve özellikle Bosna Hersek etnik yapısı itibariyle bağımsızlık sürecinde bu rekabetten en çok yara alan bölge olmuştur.

Dini, kültürel ve etnik farklılıkların getirdiği sıkıntıları, Bosna Hersek bağımsızlığını ilan ettiği günden bugüne kadar yaşamıştır. Ülkenin bugünkü siyasi yapısını oluşturan temel etken bu farklılıklardır.

Bosna Hersek’in siyasi yapısını incelemeye başlamadan önce kısaca Yugoslavya’nın dağılma süreci etkenlerine bakmak, ülkenin bugünkü siyasi yapısını kavramakta daha yararlı olacaktır.

 

B.Yugoslavya’yı Dağılma Sürecine Sokan Etkenler

Yugoslavya’da, Tito’nun 1980′de ölümü ülkeyi dağılma sürecine sokan ilk etkendir.Tito’nun Yugoslavya içerisinde bulunan uluslara verdiği eşitlik ve özerklikler sayesinde üzerini kapattığı dini, kültürel ve etnik farklılıklar, Tito’nun ölümünden sonraki dönemde gün yüzüne çıkmıştır.Bu farklılıklar, Yugoslavya’yı dağılma sürecine sokan etkenlere kaynak oluşturmuştur.

Yugoslavya’yı dağılma sürecine sokan etkenler, iç ve dış etkenler olarak kabaca iki başlıkta toplanabilir.

1.İç Etkenler:

-Çok Ulusluluk: Yugoslavya içerisinde çok sayıda farklı etnik grup bulunmaktadır. (Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Slovenler, Rumenler, Türkler, Ulahlar bu etnik gruplardan bazıları.) Bu kadar farklı etnik grubu bir arada tutmak, imparatorluklar döneminden, ulus-devletler dönemine geçişten sonra oldukça zor olmuş ve Yugoslavyada bu zorluklardan fazlasıyla etkilenmiştir. Yugoslavya’yı dağılma sürecine sokan etken olarak ve yine diğer iç etkenlerin de çıkış kaynağı olarak, ülkenin çok uluslu yapısı gösterilebilir. İmparatorlukların dahi parçalanmasına sebep olan çok ulusluluk, Yugoslavya’da etnik, dinsel ve kültürel farklılıklar sayesinde ülkenin dağılmasında büyük pay sahibi olmuştur. Çok ulusluluğun doğal bir getirisi olan bu farklılıklar, iç politika malzemesi olarak kullanılmış, özellikle de dağılma sürecinde bu etnik gruplar arasında çıkan çatışmaların yaşanmasında tetikleyici bir faktör olmuştur.Hırvatlar, Slovenler, Boşnaklar ve Sırplar gibi baskın etnik gruplar tarafından, ülkedeki ekonomik ve siyasi gelişmeler söz konusu farklılıklar üzerinden değerlendirilmiş ve böylece bu farklılıklar iç politikada sürekli olarak  gündemde tutulmuştur.

-Ekonomik Nedenler:Yugoslavya’nın, Batı ile ekonomik ilişkiler kurarak liberal çizgiye yaklaşması ile federe devletler, kendi sınırları içerisinde pazar oluşturmaya başlamış ve ekonomik özgürlükler edinmişlerdir. Bu gelişme ise federe devletler içerisindeki milliyetçi eğilimleri güçlendirmiş ve ülke geneli yerine federe çıkarlar gözetilmeye başlanmıştır.Bununla birlikte, Yugoslavya’yı meydana getiren federe yapılar arasında dengesiz bir gelir dağılımı oluşmuştur. Slovenya ve Hırvatistan’da yaşam standardı diğer bölgelere göre yükselmiş ve bu devletler diğer federe devletleri sırtlarında bir yük olarak görmeye başlamıştır. “… ülkenin en zengin bölümünü oluşturan Slovenya’nın kişi başına ulusal geliri, en yoksul bölümünü oluşturan Kosova’nın kişi başına ulusal gelirinin 7 katına yaklaşmış bulunuyordu.”[2] Kosova, bu adaletsizlikten Sırbistan’ı sorumlu tutmuş ve kalkınmasının ancak Yugoslavya’nın 7.federe cumhuriyeti olmasıyla gerçekleşebileceğini öne sürmüştür. Kosova’da çıkan öğrenci ayaklanmaları ile bölgenin ekonomik sorunları protesto edilmiş, bu olaylar Belgrad ve Kosova arasında gerginlik yaratmıştır. Kosova’nın, Sırbistan’ı sorumlu tutmasının altında ise Sırbistan’ın, Kosova ve Voyvodina özerk bölgelerini kendi topraklarına katma arayışları yatmaktadır. “Yugoslavya’nın dağılma sürecinin kökeninde Kosova sorunu vardır. Bu sorunun sahibi ise Sırp Milliyetçiliği ve başını çektiği Slobodan Miloseviç’tir.”[3](bkz. Slobodon Miloseviç, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti 3. Devlet Başkanı ve Sırbistan Cumhuriyeti 1. Cumhurbaşkanı)

-Milliyetçilik:  Tüm Avrupa’da olduğu gibi Balkanlar’da da, 19.yy’da milliyetçilik ve onun getirdiği ulus-devlet anlayışı kendini göstermiştir. Bu anlayış, Osmanlı ve Avusturya – Macaristan gibi imparatorlukları Balkanlar’dan çıkarmıştır. Sırpların, Osmanlı egemenliğine karşı verdiği mücadele, Hırvat ve Slovenlerin ise Avusturya – Macaristan egemenliğine karşı verdikleri mücadeleler bölgede milliyetçiliği uyandırmıştır. 2. Dünya Savaşı’nda ise Yugoslavya’nın, özellikle radikal milliyetçi Çetniklerin, Mihver kuvvetlerine karşı verdiği mücadele yine bu anlayışa dayandırılarak, milliyetçiliğin temelleri bölgede sağlamlaştırılmıştır.

Aynı milliyetçilik, Yugoslavya içerisinde de kendini göstermiştir. Bunun sonucunda ise oluşturulmaya çalışılan “Yugoslav” üst kimliği yok olmuş ve insanlar kendi alt kimliklerine dönmüşlerdir. Ortodoks Sırp, Katolik Hırvat, Müslüman Boşnak kimlikleri artık “Yugoslav” kimliğini unutturmuş ve ülke içerisinde ayrışmalar meydana gelmeye başlamıştır. Özellikle, Tito’nun ölümünden sonra Sırpların ülke içerisindeki diğer halklara karşı sergiledikleri radikal tutumlar, ülke genelinde milliyetçiliği ve buna bağlı çatışmaları tetiklemiştir.

“Gerçek şu ki, Tito, işbaşında kaldığı dönemde Slav Uluslarının ulusal kimliklerini aşmaları ve bunun yerine daha geniş bir kimliği (Yugoslav) benimsemeleri projesinde başarı kazanamamıştı. Bir Yugoslavya sözünde, bu durum veciz bir biçimde ifade edilmektedir:        ‘Yugoslavya, altı cumhuriyet, beş ulus, dört dil, üç din, iki alfabe, bir siyasal parti ve sadece bir Yugoslav’dan (Tito) ibarettir.’”[4]

2.Dış Etkenler:

Uluslararası aktörlerin rollerinin de, Yugoslavya’nın dağılma sürecine hız kazandırdığı akademik çevrelerce belirtilmektedir. SSCB’nin, dağılma sürecine girmesi ile yaşanan politik dalgalanmalar, tüm Doğu Avrupa ve Balkanlar’da olduğu gibi Yugoslavya’da da etkisini göstermiştir. Yugoslavya, her ne kadar SSCB ile komünist rejimin uygulanması konusunda, diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden farklı olarak bir açmaza düşmüşse de, özellikle Stalin sonrası yumuşama politikası uygulayan SSCB rejiminde yaşanan gelişmelerden fazlasıyla etkilenmiştir. Bununla birlikte, Arnavutluk gibi Yugoslavya’nın komşuları olan rejim ülkelerinde yaşanan liberalleşmeye yönelik uygulamalar, doğal olarak Yugoslavya’da da yankı bulmuştur.

Dağılma sürecinin ilk somut adımı olan Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığı; Almanya tarafından kendisine gelecek mülteci sorunu sebebiyle erkenden tanınırken, İngiltere ve Fransa sürece ihtiyatlı yaklaşmışlardır. Söz konusu ülkelerin bağımsızlıklarından; İngiltere’de İrlanda’nın, Fransa’da Korsika’nın ve Yugoslavya’da Bosna Hersek’in konjonktür desteği sağlayabileceği düşünülmekteydi. Bosna Hersek’in bağımsızlığı düşüncesi ise Batı Avrupa ülkelerinde, Avrupa’nın ortasında İslami bir devletin kurulacağı endişesi yaratmaktaydı. Halkı müslüman olan bir devletin, Avrupa’ya entegrasyonu, Batı Avrupa ülkelerinde tartışma konusu oluşturmaktaydı. Ayrıca Almanya, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte, Balkanlar’da oluşacak güç boşluğunu doldurarak, Avrupa kamuoyunda ağırlığını hissettirmek istemiş ve sürecin başından beri bölgede etkin bir politika benimsemiştir. İngiltere ve Fransa ise açık bir biçimde olmasa da Sırplara destek vererek, Balkanlar’da yükselişe geçen Alman politikasını dengelemek istemişlerdir.

ABD’nin Yugoslavya’ya yönelik politikaları ise özellikle Belgrad’ın, 1948′de Stalin – Tito çekişmeleri nedeniyle Kominform’dan ihraç edilmesi ve sonrasında Moskova ile bağlarının zayıflaması ile gelişme göstermiştir. Bununla beraber ABD, Yugoslavya’nın SSCB ile yakınlaşmasını, NATO vasıtasıyla gerçekleştirilen askeri ve ekonomik yardımlarla, dolaylı olarak engellemek istemiştir.

Yugoslavya’nın dağılma sürecine girdiği dönemde ABD, Körfez Savaşı sebebiyle Ortadoğu’ya yöneldiğinden, sürecin başlarında Yugoslavya’da yaşanan olaylara müdahil olmayarak, Yugoslavya krizinin, Avrupa’nın sorunu olduğu mesajını vermiştir. Bununla birlikte, ABD’nin tepkisiz kalmasının perde arkasında; bölgede güçlü bir Yugoslavya’dan ise küçük devletlerin bulunmasını istemesi yatmaktadır. ABD, çatışmalarla bölgede etkinliğini arttırabilecek bir ortam oluşmasını beklemiş nitekim bölgede oluşan konjonktür ABD’nin beklediği biçimde şekillenmiştir. ABD uyguladığı bu stratejiyle, bölgede AB ve Rusya’nın nüfuzunu azaltmayı amaçlamıştır. ABD’nin olaylara somut bir biçimde müdahil olması, Bill Clinton döneminde gerçekleşmiştir. Bill Clinton, yürüttüğü seçim kampanyalarında, Balkanlar’da yaşanan krizin çözümüne yönelik adımlar atılmasını programına dahil etmiştir. Nitekim, ABD sürece müdahil olarak, SSCB’nin dağılmasından kaynaklanan, Balkanlar’daki otorite boşluğunu geç de olsadoldurmuş ve süreci Dayton  Barış Antlaşması’yla sonuçlandırmıştır.

 

C. Bosna Hersek’in Bağımsızlık Süreci (1991 – 1995)

Slovenya ve Hırvatistan’ın başlattığı Yugoslavya’nın dağılma sürecinde, Sırplar artık elde kalan topraklar dahilinde ve kendilerinin önderliğinde yeni bir Yugoslavya kurmayı hedeflemişlerdir. Bu bağlamda, Bosnalı Sırplar, Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlıklarının ardından Bosna Hersek sınırları içerisinde kurdukları Sırp Cumhuriyeti’ni 9 Ocak 1992′de ilan etmişlerdir. Bunun öncesinde ise Bosna Hersek Parlamentosu, 15 Ekim 1991′de bağımsızlık kararı almış ve bu karar 1 Mart 1992′de referanduma sunulmuştur. Referanduma, Boşnaklar ve Hırvatlar katılırken, Sırplar referandumu boykot ederek katılmamıştır.Bosna Hersek genelinde %63 oranında katılım olmuş ve referandum %99.43′lük oranla bağımsızlık lehine sonuçlanmıştır.

“Sırbistan, Batı’nın desteği karşısında, Slovenya ve Hırvatistan’ı gözden çıkarmıştır. Karadağ, Bosna Hersek, Makedonya, Voyvodina ve Kosova’dan oluşacak yeni Yugoslavya’nın peşine düşmüştü. Bosna Hersek bağımsız olursa Sırbistan ile Karadağ arasındaki Müslümanlar da etkilenecek ve Karadağ ile fiziki temas kesilecekti. Bu yüzden Sırbistan, Bosna Hersek’in bağımsızlığını önlemek için elinden geleni yapmıştır.”[5]Sırbistan ile Karadağ arasında Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu Sancak bölgesi mevcuttur. Bu sebeple, Sırbistan, Bosna Hersek’in bağımsızlığının, Sancak bölgesini de etkileyebileceği endişesi taşımaktaydı. Bu endişeler içerisinde, Bosnalı Sırplar, Sırbistan lideri Miloseviç’in desteği ile askeri saldırıya geçerek yaklaşık 3 yıl süren iç savaşı başlatmışlardır. Sırplar, Bosna Hersek’te etnik temizliğe başlamış ve bunun sonucunda ise onbinlerce Bosnalı sivil katliama, işkenceye ve tecavüze maruz kalmıştır. Savaş süresince, yaklaşık iki yüz elli bin kişi hayatını kaybetmiş ve iki milyona yakın kişi de evlerini terketmek zorunda kalmıştır.

Çıkan iç savaşta üç etnik grubun amaç ve stratejilerini özetleyecek olursak;

1- Sırpların Amaçları: Tito sonrası oluşan ortamda, Slavları, Sırpların önderliğinde “Büyük Sırbistan” çatısı altında toplamak. Yugoslavya’dan kalan ekonomik ve endüstriyel bölgeleri kendi kontrolleri altına almak. Kendilerine karşı oluşabilecek Boşnak – Hırvat işbirliğini engellemek.

2- Hırvatların Amaçları: Bosnalı Hırvatların haklarını korumak amacıyla Bosna Hersek içerisinde bulunan Hırvatların yaşadığı bölgeleri ele geçirmek. Dalmaçya kıyılarının kontrolünü sağlamak.

3- Boşnakların Amaçları: Sırpların baskısından kurtulmak. Sırpların ve Hırvatların, Bosna Hersek’te hak iddia ettiği toprakları savunmak.

 “6 ve 7 Nisan 1992′de sırasıyla, ABD ve Avrupa Topluluğu’nun Bosna Hersek’in bağımsızlığını tanımasının ardından, 22 Mayıs 1992′de de Bosna Hersek bağımsız bir devlet olarak BM’ye kabul edilmiştir. Savaş, Nisan 1992′den 21 Kasım 1995 tarihinde Ohio’da gerçekleşen Dayton Barış Antlaşması üzerinde uzlaşılana kadar fiilen sürmüştür. 14 Aralık 1995′de Paris’de atılan imzalarla Dayton Antlaşması resmileşmiş ve savaş sona ermiştir.”[6]

 

D. 1995 Dayton Barış Antlaşması ve Bosna Hersek’e Getirdiği Siyasi Yapılanma

1. Dayton Barış Antlaşması Süreci

ABD’li diplomat Richard Holbrooke, Zagreb, Saraybosna ve Belgrad üçgeninde  yoğun temaslarda bulunarak, tarafları 1 Kasım 1995′te ABD’nin Ohio eyaletinin Dayton kentinde bir araya getirmiş ve sonucu barış antlaşmasına gidecek 21 günlük yüksek düzeyli bir görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşmelere dönemin Sırbistan lideri Slobodan Milisoviç, Bosna Hersek lideri Aliya İzzetbegoviç ve Hırvatistan lideri Franjo Tundjman, ülkelerini temsilen katılmışlardır. Görüşmelerin ardından barış üzerinde mutabakata varılmış ve taraflar, 14 Aralık 1995′te bu kez Paris’te bir araya gelerek Dayton Barış Antlaşması’nı imzalamışlardır.

Antlaşma, beş temel düzenlemeyi kapsamaktadır. “Buna göre ilk olarak, Bosna, mevcut sınırlarıyla egemen bir devlet olarak kabul edilmiştir. İkinci olarak, Bosna Hersek, biri Boşnak-Hırvat Federasyonu (yüzde 51) biri de Sırp Cumhuriyeti (yüzde 49) olmak üzere kendi orduları, parlamentoları ve kendi devlet başkanları olan iki birimden (entiteden) oluşacaktı. Üçüncü olarak, Saraybosna’nın, Boşnak Hırvat Federasyonu’nun bölünmez başkenti olmasına karar verilmiştir. Dördüncü olarak, savaş suçlularının Bosna’da kamu görevlerine girmesi engellenecekti. Son olarak, NATO, antlaşmanın koşullarının uygulanmasını IFOR (ImplementationForce) vasıtasıyla 60.000 askerle sağlayacaktı.”[7]

Dayton Barış Antlaşması’nın iki ana hedefi vardır. Birincisi, 3 yılı aşkın süredir devam eden, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın gördüğü en kanlı savaşı sona erdirmek ve uluslararası kamuoyundan gelen tepkileri sonlandırmaktır.”Dayton Antlaşması’nın imzalandığı törende akıcı bir konuşma yapan dönemin ABD Başkanı Bill Clinton da bu hedefi açık bir biçimde vurguluyor ve ‘Barış korosu’ alıntısı yaparak savaş esnasında yaşanan dramların bir daha tekrarlanmamasının güvencesi olarak bu antlaşmayı referans gösteriyordu.”[8]İkincisi ise Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılmasından sonra bölgede yaşanan siyasi istikrarsızlığı gidermektir. Birinci hedef, bu antlaşmayla gerçekleştirilmiş ve savaş sona ermiştir. Ancak ikinci hedef olan istikrar, Dayton ile sağlanabilmiş değildir. Antlaşma, Bosna Hersek’in idari ve siyasi yapısına hala aşamadığı birtakım engeller getirmiştir. Söz konusu engeller ve ülkenin istikrar sağlayamamasının nedenleri, Bosna Hersek’in mevcut siyasi yapısı incelenerek daha iyi kavranabilir.

2. Üst Siyasi Yapı

Bosna Hersek’in siyasi yapısı ve anayasası, Dayton Barış Antlaşması ile belirlenmiştir. Daha önce, birbirleriyle savaş halinde olan Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar ülkenin kurucu halklarını oluşturmuşlardır. Ülke; Boşnak ve Hırvatların oluşturduğu, kendi başbakanı, bakanları ve parlamentosu bulunan 10 ayrı kantondan meydana gelen Bosna Hersek Federasyonu ve Sırpların oluşturduğu Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) ile iki entiteye ayrılmıştır. Ayrıca Sırp Cumhuriyeti’ni coğrafi olarak ikiye ayıran ve toprak bütünlüğünün önüne geçen, özerkBrçko Bölgesi de mevcuttur. Bölge, üniter bir yapıya sahip olmakla beraber, bölgenin kendi polis gücü ve yargı sistemi vardır.

Dayton Barış Antlaşması, sivil ve askeri düzenlemeler içermektedir. “Antlaşmanın askeri yönlerinin uygulanması, Aralık 2004′e kadar NATO öncülüğündeki SFOR tarafından üstlenilmiş olup bu tarihten sonra AB öncülüğündeki EUFOR Althea Harekatı tarafından yürütülmektedir.”[9]

Sivil düzenlemeleri ise barışın ve istikrarın korunması adına oluşturulan Yüksek Temsilcilik makamı yürütmektedir.Yüksek Temsilcilik makamı, gerektiğinde cumhurbaşkanını görevden alma gibi çok geniş yetkilerle donatılmıştır. Yüksek Temsilciliğin yanı sıra, hatta bu makamın dayanağı olarak gösterilebilen, Barış Uygulama Konseyi de ülkenin siyasi yapılanmasında son derece etkindir.

“Barış Uygulama Konseyi, 55 ülke ve çeşitli uluslararası örgütlerden oluşmaktadır. Bu ülke ve örgütler, barış gücüne katkıda bulunmak gibi büyük askeri eylemlerden, Dayton Antlaşması sonrası Bosna Hersek’in sıradan politik konularına kadar uzanan geniş bir  yelpazede etkinlik sergilemektedirler. Barış Uygulama Konseyi’nin yürütme ayağı olarak, Yüksek Temsilci’nin başkanlığında çalışacak bir Yönlendirme Kurulu da ayrıca oluşturulmuştur. Bu kurulun üyeleri; Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Rusya, Britanya, ABD, AB dönem başkanı, Avrupa Komisyonu ve Türkiye tarafından temsil edilen İslam Konferansı Örgütü’dür.”[10] Yüksek Temsilci ve Yönledirme Kurulu’nda bulunan yukarıdaki üye devletlerin büyükelçileri arasında haftalık olağan toplantılar ile güncel değerlendirmeler yapılmaktadır.

Yüksek Temsilci, Barış Uygulama Konseyi Yürütme Kurulu tarafından seçilmekte ve BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmaktadır. Dayton Barış Antlaşması ile belirtilen tanıma göre Yüksek Temsilci’nin görevleri “… Bosna Hersek halkıyla ve uluslararası aktörlerle beraber, ülkenin Avrupa’yla bütünleşmesi yolunda barışçıl ve varlığını sürdürebilir bir devlet olması için çalışmaktır. Görevleri arasında, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, ABD ve Rusya Federasyonu’na ve diğer ilgili hükümet ve örgütlere düzenli rapor vermek de bulunmaktadır.”[11]Günümüzde, Yüksek Temsilci görevini, 26 Mart 2009′dan bu yana,  Avusturyalı diplomat Valentin Inzko yürütmektedir.

Bosna Hersek’in yönetiminde önemli bir kurum olan Barış Uygulama Konseyi’nin temel amaçları; yeniden bir savaş çıkmasını tetikleyecek etkenleri engellemek, Batı Avrupa’ya göç eden mültecilerin evlerine dönebilmelerine imkan yaratmak ve bölgede güvenliği ve istikrarı sağlamak olarak açıklanabilir.

3.Merkezi Siyasi Yapı

En yüksek siyasi makam olan Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi, üç etnik grubu (Boşnak, Sırp ve Hırvat) temsil eden ve görev süreleri 4 yıl olan 3 üyeden oluşmaktadır. Ayrıca Konsey Başkanlığı sekizer aylık dönemlerle 3 üye arasında dönüşümlü olarak değişmektedir.

Hükümet ise Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından atanıp, Bosna Hersek Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan Bakanlar Kurulu Başkanı’ndan (Başbakan) oluşmaktadır. Başbakanın ve her bakanın ikişer yardımcısı bulunmakta, bu yardımcılar başbakan ve bakanlardan farklı olarak diğer etnik gruplara mensup üyeler arasından belirlenmektedir.

Bosna Hersek Parlamentosu; Bosna Hersek Temsilciler Meclisi ve  Bosna Hersek Halk Meclisi olmak üzere iki kanattan oluşmaktadır.

Bosna Hersek Temsilciler Meclisi’nde halk tarafından seçilen 42 üye bulunmaktadır. Üyelerin28′i Bosna Hersek Federasyonu, 14′ü Sırp Cumhuriyeti’ndeki seçmenlerce belirlenmektedir. Temsilciler Meclisi’nin başında bir başkan ve iki başkan yardımcısı bulunmakta ve yine bakanlıklardaki gibi başkanlık ve yardımcılıklar, üç farklı etnik grup arasında paylaşılmaktadır.

Bosna Hersek Halk Meclisi ise 15 üyeden oluşmakta ve üç etnik grup arasında eşit bir şekilde paylaştırılmış durumdadır. Buna ek olarak, Halk Meclisi’nin Temsilciler Meclisi’nde alınan bir kararı veto etme yetkisi de bulunmaktadır.

4. Entitelerin Siyasi Yapısı

-Bosna Hersek Federasyonu: Federasyon içerisinde; Boşnakların yoğun olduğu, Hırvatların yoğun olduğu ve iki grubunda bulunduğu 10 kanton vardır. (Boşnakların yoğun olduğu kantonlar; Una-Sana, Tuzla-Podrinji, Zenica-Doboj, Gorazde, Saraybosna. Hırvatların yoğun olduğu kantonlar; Posavina, Batı Hersek, Tomislavgrad. Karışık Kantonlar; Merkez Bosna, Neretva.) Her kantonun ayrı bir başkanı, hükümeti ve meclisi bulunmaktadır. Kantonların üzerinde ise Bosna Hersek Federasyonu Temsilciler Meclisi ve Halk Meclisi’nin oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonu Parlamentosu ve Hükümeti bulunmaktadır.

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Bk-map.png#mediaviewer/Dosya:Bk-map.png"kaynağından alıntıdır.
“http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Bk-map.png#mediaviewer/Dosya:Bk-map.png”kaynağından alıntıdır.

-Sırp Cumhuriyeti: Sırp Cumhuriyeti, Bosna Hersek Federasyonu gibi kantonlara ayrılmamış merkezi bir yapıya sahiptir. Yerel özyönetim birimleri olarak belediyeler ile merkezileştirilmiştir. Belediyeler, hem kendi görevlerini yerine getirmekte, hem de Sırp Cumhuriyeti’nin genel yasal eylemlerinin uygulanmasında görev almaktadır.

Sırp Cumhuriyeti, Halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanına, bakanlar kuruluna, başbakana ve Bosna Hersek Federasyonu ile benzer yapıda iki kamaralı bir parlamentoya da  sahiptir.

        

E. Dayton Barış Antlaşması Sonrası Bosna Hersek’te Ekonomik ve Siyasi İstikrarsızlık

Dayton sistemi, teoride her etnik gruba da söz hakkı tanıyan bir sistemdir. Ancak pratikte karar alma sürecini tıkayan, istikrarı baltalayan bir sistem olmuştur.”Kilit konularda üç halkın da rızası olmadan karar alınamıyordu. Ancak şu haliyle devletin yapısı kimsenin hakkının kimseye geçmemesine göre çizilmiş durumda, çözüm üretmeye göre değil.”[12]Dayton’un buradaki amacı, bir etnik grubun ötekine üstünlük sağlamasını engellemektir.    Yerel yönetimlerle üç etnik gruba, ayrı ayrı veto hakkı tanınması sistemi işlemez bir yapıya sokmuştur. Etnik gruplar en ufak bir konuda dahi kendiçıkarlarını ön planda tuttukları için karar alma süreci sık sık tıkanmaktadır. Gücün bu şekilde dağıtılması Bosna Hersek’i istikrardan uzaklaştırmıştır. Nitekim, istikrarsızlığın ve tıkanıklığın bir sonucu olarak 3 Ekim 2010′da yapılan genel seçimler sonrası hükümet ancak Ocak 2012′de kurulabilmiştir.

“Bosna Hersek Cumhuriyeti’nde savaşın verdiği ürkeklikten kaynaklanan toplumlar arası güvensizlik hakimdi.”[13] Bu güvensizlik ortamı kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarda kendini sık sık göstermektedir.

Bosna Hersek’teki siyasi istikrarsızlık doğal olarak ekonomiye de yansımıştır. “Ülkedeki bu derin siyasi çözümsüzlük durumu ekonomik hayatı da etkilemekte olup işsizlik oranının resmi kaynaklarda belirtilen oranların çok daha yukarısında olduğu ve %40′ları geçtiği pek çok akademik yorumda açıkça dillendirilmekte. 2009 yılında %3.5 oranında küçülen ülke ekonomisi küresel krizden de tam manasıyla kurtulabilmiş değil. Ülkede son üç yılda binlerce banka hesabı bloke edilmiş durumda olup, bunların başını ise ithalat-ihracat şirketlerinin legal hesapları çekiyor. 2009 yılında yaşanan krizin ardından Saraybosna yönetimi ile IMF arasında 1.1 milyar Euro tutarında bir stand-by anlaşması imzalanmış olsa da, bu gelişmenin ekonomideki kötü gidişatı durdurmaya yetmediği tüm çevrelerce dillendirilen aşikar bir gerçek durumunda.”[14]

Bosna Hersek için güncel bir diğer sorun ise Sırpların ve özellikle son dönemlerde Hırvatların, yükselmeye başlayan ayrılıkçı tutumları olmuştur. Bazı akademik çevrelerce bu durum; Hırvatların ilk olarak 3. bir entite olma peşine düşecekleri daha sonra da Hırvatistan’a katılacakları yönünde, bununla birlikte Sırpların ise birçok konuda uzlaşmaya yanaşmaması, Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan edip Sırbıstan’a katılacağını yönünde yorumlanmaktadır.

Sonuç

Bosna Hersek’te, anlaşıldığı üzere karmaşık bir siyasi yapı hakimdir. Dayton Barış Antlaşması savaşı bitirmiş ancak Bosna Hersek’e etnik temeller üzerine inşa edilmiş ve işlemeyen bir bürokratik yapı getirmiştir.

Görüldüğü üzere, Dayton sisteminde, birbirine güvenmeyen etnik yapıların oluşturduğu köhne bir siyasi yapı mevcuttur ve özellikle 2010 genel seçimlerinde yaşanan  hükümet krizi Dayton’un artık revize edilmesi gerektiğini göstermiştir. Ancak ne yönde bir değişim olacağı konusunda üç etnik grubu da memnun edebilecek bir öneri getirilememektedir. Bazı radikal çevrelerce, Dayton’un yürülükten kaldırılması gündeme getirilmişsede bölgede bugünkü siyasi konjonktür bu denli köklü bir değişime hazır değildir. Bölgede, Boşnaklar daha merkeziyetçi bir yapı isterken, Hırvatlar kendilerinin 3. bir entite olmaları gerektiğini savunmaktadır, Sırplar ise federalleşmeden söz etmektedir.

Cumhurbaşkanlığını sekiz aylık dönemlerle rotasyon usulü yürüten ve seçilmiş cumhurbaşkanını görevden alma yetkisi bulunan bir üst yapılanmaya sahip Bosna Hersek’in, iç ve dış politikada istikrar sahibi olması mevcut koşullarda beklenmemektedir.”2002-2006 yılları arasında Bosna-Hersek’te uluslararası toplumun yüksek temsilcisi görevini yapan Lord Paddy Ashdown, üç yıl önce BBC’de yayınlanan bir röportajında ‘Bosna bir bisiklet gibi, ilerlemezse devrilir.’ demişti.”[15] Ashdown’un bu açıklamalarına paralel olarak;  Bosna Hersek’te, istikrarın savaş sonrası dönemde de sağlanamadığını, söz konusu bisikletin ilerleyemediğini ve eğer çözüme dayalı bir sistem oluşturulamaması halinde ise bu bisikletin devrilebileceğini söylemek güç değildir.

Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler

Nisan 2014

Kaynaklar:

Kitap;

  1. Selver, Mustafa, (2003), Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna, İstanbul, IQ Kültür Sanat Yayıncılık
  2. Karatay, O ve Gökdağ, B, A, (2006), Balkanlar El Kitabı, Cilt 1, İstanbul, Karam ve Vadi Yayınları
  3. Ülger, İrfan K, (2003), Yugoslavya Neden Parçalandı? Balkan Dramının Perde Arkası, Ankara, Seçkin
  4. Soysal, i, Kut, Ş, (1997), Dağılan Yugoslavya ve Bosna – Hersek Sorunu: Olaylar – Belgeler 1990 – 1996, İstanbul, İsis

İnternet;

  1.  http://dispolitikaforumu.com/wp-content/uploads/2013/05/ar-3.pdf
  2.  http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1214.htm
  3.  http://www.mfa.gov.tr/bosna-hersek-siyasi-gorunumu.tr.mfa
  4.  http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/balkanlar/3915-bosna-hersekin-karmasik-idari-yapisi
  5.  http://www.usakanalist.com/detail.php?id=303
  6. http://politikaakademisi.org/dayton-baris-antlasmasinin-revize-edilmesinin- zamani-gelmistir/
  7.  http://www.bbc.co.uk/turkish/specials/1755_bih_future/page7.shtml
  8.  http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/22/104.pdf
  9.  http://asosindex.com/journal-article-fulltext?id=15894&part=1
  10. http://akademikperspektif.com/2013/10/04/bosna-hersek-meselesi-4/
  11. http://www.fzs.ba/Dem/Popis/PopisiPopulE.htm
  12. http://www.vijecenarodars.net/materijali/constitution.pdf
  13. http://www.aer.eu/fileadmin/userupload/MainIssues/ RegionalDemocracy/AERegionalismReport/Reportbycountry/BOSNIAANDHERZEGOVINA2010.pdf

Alıntılar:

[1] Selver, Mustafa, (2003), Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna, s.98

[2] http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1214.htm

[3] Selver, Mustafa, (2003), Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna, s.90

[4]  Ülger, İrfan K, (2003), Yugoslavya Neden Parçalandı? Balkan Dramının Perde Arkası, s.69

[5] Selver, Mustafa, (2003), Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna, s.99

[6] http://dispolitikaforumu.com/wp-content/uploads/2013/05/ar-3.pdf

[7] http://asosindex.com/journal-article-fulltext?id=15894&part=1

[8]http://politikaakademisi.org/dayton-baris-antlasmasinin-revize-edilmesinin- zamani-gelmistir/

[9] http://www.mfa.gov.tr/bosna-hersek-siyasi-gorunumu.tr.mfa

[10] http://dispolitikaforumu.com/wp-content/uploads/2013/05/ar-3.pdf

[11] http://dispolitikaforumu.com/wp-content/uploads/2013/05/ar-3.pdf

[12]  http://www.bbc.co.uk/turkish/specials/1755_bih_future/page7.shtml

[13] Selver, Mustafa, (2003), Balkanlara Stratejik Yaklaşım ve Bosna, s.189

[14]http://politikaakademisi.org/dayton-baris-antlasmasinin-revize-edilmesinin-zamani-gelmistir/

[15] http://www.usakanalist.com/detail.php?id=303

SON YAZILAR
İLGİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.