Madde bağımlılıkları, aşk duygusu ile aynı sinirsel yolları kullanıyor.

Maïwenn, yönetmeni olduğu Benim Kralım (Mon Roi) adlı filmden sonra, “aşk, hayatımın en büyük uyuşturucusu” açıklamasını yapıyor. Film ise, âşık olarak bağımlısı hâle geldiği ve bu duygularını kullanarak onu istediği gibi kullanan bir adam ile (ki bu kişilik, filmde Vincent Cassel tarafından canlandırılıyor) olan bağımlılık ilişkisini anlatıyor. Baudelaire’den Sylvie Vartan’a kadar aşkın dili sıkça bu bağımlılık ile ilgili terimleri, “tutkunun sarhoşluğu”ndan (ilişkinin bitmesi sonucu ortaya çıkan) “yoksunluk sendromu”na kadar kullandı. Peki, bu şairler ve pop sanatçıları, söz konusu terimleri kullanmakta haklılar mıydı?

Villejuif’te bulunan Paul-Bousse Üniversite Hastanesi’nde psikiyatr ve bağımlılık uzmanı (adiktolog); aynı zamanda da “Aşk hafif bir uyuşturucu… Genellikle” kitabının yazarı Michel Reynaud, “hangi bağımlılık olursa olsun insanı bağımlı kılan şey, olayın zevk boyutu” diyor. İnsan vücudu zevk için tasarlanmış ve doğal ödül sistemi de bizi, bize kendimizi iyi hissettiren şeyler aramaya itiyor: Gıda, cinsel ilişki gibi. Söz konusu zevk maddeleri (uyuşturucular) insan makinesini coşturuyor ve bir kere şahıs buna alıştı mı, bu uyuşturucuların yokluğu çok acı vermeye başlıyor.

“Bugün aşkın, nasıl olur da uyuşturucu ile birlikte aynı şekilde bu zevk çemberini kullanarak olası bir yokluğu yaşanamaz hâle indirgeyebildiğini açıklayabiliyoruz”.

Hormonal Aşk İksiri

Bizi âşık eden (ya da ilâç etkisi altında bırakan) sıvıların mekanizması öncelikle ödül sistemine[1] bağlıdır. Michel Reynaud bu konuda: “Tüm zevkler aynı prensipten gelir. Akışı (debisi) artan uyuşturucu bir madde beyni ele geçirir, ki bu dopamindir” diyor. “Dopamin, hareket etmek, yaratmak, sevmek, cinsel ilişkiye girmek, keşfetmek, daha fazla bilmek, daha ileriye gitmek için gereken isteği bizde uyandırır. Tüm bağımlılıklar, dopaminin debisinin özellikle güçlü ve devamlı olarak uyarılması sonucu ortaya çıkarlar”.

Örneğin cinsel ilişki esnasında yaşanan arzu, dopaminin salgılanmasındaki artışa bağlıdır. Zevkin ilk duyumlarına (dokunmak ve öpmek gibi) testosteronun ve dopaminin etkilerini katlayacak olan gonadoliberinin salgılanması eklenir. Son olarak, orgazm ile birlikte ise vücut bir anda çok miktarda endorfin salgılar, salgılanan endorfin de insana bir mutlu olma, sakinleşme hissi verir, böylece insan, acılarının ve stresinin hafiflediğini hisseder. Aynı anda beyin bir de oksitosin salgılar, ki oksitosin, bağlanma molekülleridir –annemize veya âşık olduğumuz kişiye olan bağlanma – ve oksitosin bize, diğer kişi ile ilişki kurma isteğini verir. Dopamin, gonadoliberin, testosteron ve oksitosin: İşte hormonal aşk iksirinin tarifi.

Kimyasal Çözülme

Oksitosin aynı zamanda günlük hayatın şefkatli anlarında da salgılanmaktadır. Aşk duygusunu ve bağlanmayı tetikleyen de budur. Ancak fiziksel yakınlık özlemi uzaklaştırdığından, arzuyu engellemektedir. Cinsel ilişki esnasında oksitosinin etkisini katlayan gonadoliberinin salgılanması, fiziksel yakınlık esnasında düşer. Henüz bahsettiğimiz kimyasal bileşimin çözülmesine/bozulmasına neden olan bu olay, mutluluğun (aşkın) kısa sürmesine neden olur.

Michel Reynaud, bu durumu şöyle açıklıyor: “Arzu duymada yaşanan söz konusu yıkım, madde bağımlılığına olan alışkanlık olayına benzetilebilir. Yani öyle bir an gelir ki, aynı maddenin aynı dozda alınması aynı etkileri yaratmamaya başlar. Bağlanma konusuna gelindiğinde ise, bu durum devamlı serum almaya benzetilebilir. Bağlanmanın tehlikeli yanı ise, arkadaşlarımızla yaşadığımız bağlanmada olduğu gibi, özlem duymadan yaşanılan bir aşka neden olmasıdır”.

Aşk ve Darvinizm

Evrimci bir bakış açısı ile baktığımızda, eğer doğa, bizi aşka duyarlı birer canlı olarak meydana getirdiyse, bunun nedeni ebeveynlerimiz ile ilişkilerimizi koruyabilelim ve türümüzün devamlılığını sağlayabilelim diyedir. Michel Reynaud bu durumu: “Çocuk yapabilmek için sadece bunu bulduk” diye açıklıyor. “Arzunun ve bağlanmanın her ikisi de çocuk yapabilmek ve çocuklar kendi hayatını yaşayabilecek duruma gelip ebeveynlerinden bağımsız oluncaya kadar ebeveynleri tarafından büyütülmeleri için zarurîdir”.

O hâlde arzunun tükenmesi eş değiştirme olayını tetikleyerek genetik değişikliklere yol açıyor mu?

Ödül sistemi, nöronların yüzeyinde bulunan değişik alıcı ve vericiler ile çalışmaktadır. Michel Reynaud bu durumu: “Doğal arzular bu nöronlara, arzunun doğasına göre, endorfin, endokanabinoid, endonikotin, asetilkolin ve GABA (Gamma aminobütirik asit) ürettirmektedir. Tüm bu maddeler afyonlu maddeler, kenevir, sigara ve alkole benzer” sözleriyle açıklamaktadır. Böylece, eğer uyuşturucu etkili ise, bunun nedeni doğal ödül (“aşk” bu ödüllerden bir tanesidir) için gereken nöron dolaşımlarını çok sert biçimde harekete geçirdiğindendir. Bu nöron dolaşımları ise normalde endojen moleküller ile alınacak zevkler için tasarlanmıştı. Örneğin alkolün yapısı, bağlanma hormonu olan oksitosinin yapısına çok benzemektedir.

“Uyuşturucu maddeler ödül sistemini kısa devre yoluyla uyarırlar. Bu maddeler, ödül sistemini bozarak, sistemin tek ödülünü kendileri hâline getirirler. Yani aşk hikâyelerini oluşturan hikâye, anılar, kokular, arzu, cinsel zevk ve bağlanma gibi istek ve duygular arasında bir karışım söz konusu değildir. Örneğin kokain aldığımızda kokain beyinde belirli bir noktaya yerleşir”.

Empatojen Uyuşturucular

Şarkıcı Mc Solaar, şarkısında çok uyuşturuculu (politoksikomani) aşkını “benim uyuşturucumdu, afyonumdu, kokainimdi, amfetaminimdi” sözleriyle betimleyerek doğru bir tespitte bulunuyor. Ekstazi, çoğu zaman kullanıcıları tarafından etkileri aşk duygusuna en çok benzeyen uyuşturuculardan biri olarak anlatılmaktadır. Aslında ekstazi (serotonin yoluyla) dopamin ve oksitosin üretimini salgılayıcıları beyinde uyararak gerçekleştirir ve böylece “empati”ye neden olur (bu tür uyuşturucular için de bu nedenle “halüsinojen” uyuşturucular olarak değil, “empatojen” uyuşturucular olarak bahsedilir).

Fransız Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığı Gözlemevi’nin (Observatoire français des drogues et toxicomanies) 2015 yılındaki raporunda, 2010 ile 2014 yılları arasında devamlı ekstazi kullanıcılarının sayısında 3 katı artış tespit edildiği belirtilmektedir. Her uyuşturucu madde kendi çağını yansıtır. LSD’nin ve psikedelik bir başkaldırının moda olduğu muhafazakâr 1960-1970’lerin toplumun yerini, 1980 ve 1990’lı yıllarda üretkenliğin işareti altında birleşmiş ve kokaini tercih eden bir toplum aldı. 2010’lu yılların bireyselci toplumu ise, ekstazinin iktidara gelişini görmekte (bir tür Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sındaki “soma”), ekstazi de (aslında) günümüz neslinin iletişim eksikliğine bir açıdan tanık ve kanıt olmakta.

Michel Reynaud (bu iletişim eksikliğini) şöyle açıklıyor: “Birçok uyuşturucu empatojen ve başkası ile yakınlaşmayı ve cinsel ilişkiyi kolaylaştırıyor”. “Bu nedenle de, eğlencelerde en azından alkol bulunuyor –hatta esrar veya kokain-. Böylece insanlar kendini daha iyi hissediyor, daha fazla empati ve cinsel arzu hissediyorlar”. Sosyal ilişkileri geliştiren, başkalarını sempatik bulmamızı sağlayan, başkaları ile ilişki kurabilmemizi sağlayan maddeler. Tehlikeli olan ise bu geçici (ilişki kurmanın) kolaylaştırılması hâline (uyuşturucu kullanmanın), kişi tarafından tekrar ulaşılmak istenmesi. İlişki kurmanın en kolay yolu bu olduğundan bu yol, kişi tarafından en iyi yol olarak algılanmakta. Bu tekrarlı kullanımın sonucunda ise bağımlılık ortaya çıkıyor.

Bırakma Sonrası Yoksunluk Sendromu

Uyuşturucu maddeler için olduğu gibi aşk için de, yükseğe çıkan her şeyin bir anda düşmesi gerekebilir. Michel Reynaud: “Aşkın bitmesinde yaşanan duygu hâli, madde bağımlılarının maddelerini bıraktıktan sonra yaşadıkları yoksunluk sendromuna çok yakındır. Söz konusu hâl, (yukarıda bahsedilen) dolaşımların artık ne uyarıcı, ne de uyarılan olduğu bir yıkım hâlidir. Bu hâlde yokluğa ve özleme göğüs germek gerekir. Uyuşturucu bağımlılarının hissettikleri şu iç yıkım, üzüntü, her şeyin ağırlaştığı hissi, hüzünlü bir hayat, gri, tadı ve zevki olmayan bir hayat, bunların hepsi, bahsettiğimiz bu güzel sistemin ters dönmesidir aslında”.

Tüm bu benzerliklere rağmen, Michel Reynaud’ya göre aşk, hafif bir uyuşturucu kalmaktadır. Şöyle ki aşk, beyin tarafından salgılanan bir doğal ödüldür. Karmaşıklığından dolayı, arzunun bu canlı sistemi bir uyuşturucu veya bir aşk iksiri ile değiştirilemez. “Herkesin aşk hikâyesine göre, beynin hormonal dolaşıma olan tepkisi farklı bir model hâline gelir. Genetik, gelişimsel farklılıklara ve partner ile olan ilişkinin farklılığına bağlı olarak, nörobiyolojide (aşk üzerine) bazı şeyleri bilsek bile, herkesin aşk hikâyesi aslında o kişiye hastır”.

[1] Ödül Sistemi (Reward System): Zevke bağlı sistem veya zevk sistemi olarak da bilinmektedir. Memeli hayvanların en temel işlevsel sistemlerinden bir tanesidir. Söz konusu ödül sistemi, hayatta kalmak için olmazsa olmazdır. Beynimizin içinde bulunan bu sistem, bize gerekli hareketleri yapmamızı ve gerekli davranışlarda bulunmamızı sağlayacak (gıda arama, üreme ve tehlikelerde kaçınma gibi) motivasyonu verir. Toplamda üç bileşeni vardır: Duygusal ödül (zevk elde etmek), motive edici ödül (ödülü elde edip cezadan kaçınmak) ve kavrama (öğrenme) ile ilgili ödül ((genellikle) koşullama).

Bu yazı, Clément Guillet’nin “slate.fr” sitesindeki “L’amour est une drogue, c’est scientifiquement prouvé” başlıklı yazısından çevrilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.