Almanya’da Sivil Toplum Kuruluşları (SİVİL TOPLUM VE SİYASET) – 5. Parça (SON)

1. Parça için bakınız: https://www.siyasalhayvan.com/almanyada-sivil-toplum-kuruluslari-1-parca/

2. Parça için bakınız: https://www.siyasalhayvan.com/almanyada-sivil-toplum-kuruluslari-dernekler-2-parca/

3. Parça için bakınız: https://www.siyasalhayvan.com/almanyada-sivil-toplum-kuruluslari-sendikacilik-super-sendika-dgb-3-parca/

4. Parça için bakınız: https://www.siyasalhayvan.com/almanyada-sivil-toplum-kuruluslari-vakiflar-ve-meslek-kuruluslari-4-parca/

 

(BEŞİNCİ PARÇA)

(NOT: Bu çalışma parçalar halinde paylaşılmış olup, kaynakçası son bölüm ile birlikte aşağıdadır.)

  1. SİVİL TOPLUM ve SİYASET
    • Sivil Toplum ve Siyaset İlişkisine Genel Bakış

Esat Çam’ın da belirttiği gibi; siyasal faaliyetlerin belli bir çerçeve içinde, kurallara uygun olarak işlenmesi ile baskı gruplarının girişimleri ne ölçüde bağdaşabilir sorusu, günümüzde giderek önem kazanmıştır. Bilindiği gibi, iktidarın öğeleri olan hükümetler, meclisler, seçimle sorumlu mevkilere geçmiş siyaset adamları, kararların alınışında anayasal kurallar çerçevesinde ilişki kurmaktadırlar. Oysa baskı grupları fiili bir siyasal güç olarak ortaya çıkmakta, gücü oranında normal siyasi güçlerin dışında, siyasi kararlarda etkili olabilmektedirler. Son yıllarda, batı dünyasında baskı grupları yöneticilerinin doğrudan doğruya siyasete ağırlıklarını koydukları görülmüştür. Herhangi bir işveren ya da işçi sendikası yönetici grubu hükümet üyeleri ile bir masa etrafında birleşebilmekte, birinci planda kararların alınışında fikrini söylemek ve hatta ağırlığını koymak suretiyle, karara bir yön verebilmek durumuna gelebilmektedir (Çam, 2005: 455).

Siyasi hedeflerin açıkça müzakere edilmesi fikri, çağdaş çoğulcu toplumun özgürlük ve adalete yönelik meşru taleplerine de uygun düşmektedir. Bu açıdan bakıldığında, temsili parlamenter demokrasinin müzakereci unsurlarla genişletilmesi gerekir. Böylelikle sosyal demokrasinin asli katılım talebine de yanıt verilmiş olacaktır. Bilindiği gibi sosyal demokratlar gerekli koşulların sağlanması halinde herkesin özgürce yaşayabileceği varsayımından yola çıkarlar. Günümüzde bu husus maddi paylaşım güvencesinin yanı sıra siyasi süreçlere müzakereci katılımın güvence altına alınmasını da kapsamalıdır (Embacher, 2010: 2).

Burada anlatılmak istenen esasen sivil toplum örgütlerinin de, ideolojik olsun ya da olmasın, siyasi süreçlere en hafifinden baskı unsuru olarak da olsa etki etmeleridir. Baskı unsuru olma konusu esasen hiç hafife alınmamalıdır, çünkü bu baskıyı aileleriyle birlikte kitlesel anlamda oy potansiyeli olarak ve kamuoyu üzerinde farkındalık yaratıp sistemi zorlayarak yapabilmektedirler.

Baskı grupları etkili olabilmek, amaçlarında daha çabuk ve kesin yollardan ulaşabilmek için geniş ölçüde kamuoyunu kullanmakta, muhatap olarak hükümeti ve sorumlu bakanları almaktadırlar. Bu kurulan güçler dengesinde ister istemez, yürütme gücü, baskı gruplarını dikkate almak zorunda kalmaktadır. Ancak güç dengesinin kendi lehlerine bir eğilim kazanması, meclislerin bazen ikinci planda bir işlev yapmaya itilmeleri sorunu, mutlaka bir çözüm aranmasını gerektirmektedir. Gerçekte, siyasal yaşamın zorunlulukları baskı grupları ile siyasal partiler arasında çok sayıda, değişik nitelikte ilişkilerin gelişmesine olanak sağlamıştır. Bu bakımdan değişim durumlara göre değerlendirme yapma gereği vardır ve sırasıyla baskı grubunun amacının belirlenmesi; ağırlığın çıkar savunmasına verilmesi; ideolojik bir dünya görüşüne verilmesi; baskı grubunun siyasal parti ile organik bağının bulunması gibi dört değişkenin değerlendirmede ele alınması yararlı olur (Çam, 2005: 456 – 457).

Pek çok ülkede sendikalar işsizlere hizmet sunmaktadırlar. Bu nedenle sendika üyeleri işsiz kaldıklarında genellikle istifa etmektedirler. Sendikalar her işçinin potansiyel işsiz olduğunu ve bunun tam tersinin de geçerli olduğunu görmek, buna uygun stratejiler geliştirmek zorundadır. Sendikaların önündeki asıl büyük görev, sadece işsizler için yeni iş alanları ve güvence sağlamak değil, aynı zamanda işsizlerin toplumsal örgütlenmesine de katkıda bulunmak olmalıdır (Sapancalı, 2007: 21). Peki, sivil toplum, bu anlatılanlar ve pek çok daha fazlasını nasıl yapmaktadır? Hangi yolları kullanmaktadırlar? Tüm bu süreç nasıl işlemektedir? Siyaset ve hükümetlerle ilişkileri nasıl oluşur ve işler? Siyasi partiler ile hangi koşullar ve sınırlar içerisinde yakınlaşmaktadırlar? Bütün bu sorulara cevap aramak ve bulmak apayrı bir çalışmanın konusu olabilecek kadar derinlikli bir niteliktedir. Bu çalışmanın kapsamı açısından bu çabaya girişilmeyecektir. Bununla birlikte konuyu bu açıdan özetle toparlamak gerekmektedir.


Adsız
Sivil toplum örgütü, belirli bir mesleğin düzenlenmesi amacını güden bir çıkar grubu olup iktidardan dileklerde bulunup baskı yoluna saptığı zamanlarda, siyasal partilerle olan ilişkileri, seçim sırasında ya da seçim aralarında meclisteki, yasa tasarıları tartışmalarında kurulmaktadır. Kendisiyle ilgili konular söz konusu edildiğinde, normal olarak baskı grubu, aynı görüşe yakın partilerle geçici bir ilişki kurmaktadır. Baskı grubu belirli bir sosyal grubun profesyonel temsilcisi olmakla bereaber, bu grubun kişileri, aynı zamanda, seçimlerde birer vatandaş statüsüne haiz oldukları için oy verme durumu baskı grupları için, güçlü bir kaynağa sahip olmaları sonucunu vermektedir. Kaldı ki bu durumu göz önüne alan partiler, kendi açılarından, baskı grupları dileklerini bilinçli olarak ortaya koymadıkları zamanlarda bile, parti seçim programlarında bu dileklere yer vermektedirler. Kişiler için bir atıf grubu niteliğini taşıyan baskı gruplarının da oy verme mekanizmasındaki etkilerini küçümsememek gerekmektedir. Bu bakımdan baskı grupları sözü geçer bir siyasal güç olarak kabul edilmekte ve bunun bilincine varmış olduklarından, siyasal partilerle; organik bir bağımlılık aramamakla beraber bu güçlerinden yararlanmak yolunu tutmaktadırlar. Partiler ile sivil toplum kuruluşları arasındaki karşılıklı yakınlaşma eğilimi bu koşullar altında ortaya çıkmaktadır (Çam, 2005: 457). 

  • Almanya’da Siyasi Partiler

Federal Alman siyasal sistemi içinde siyasal yaşam en sağ ve en sol arasında kalan ulusal ve federe boyutlu partilerden, 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası ile Soğuk Savaş öncesi ve sonrasını ilgilendiren dönemlerde her partinin kendi içinde ayrışma, birleşme ve fraksiyonlara uzanan bir tarihsel geçmiş ve etkinlik çerçevesi içinde anlamını bulmuştur. 1949 yılında yapılan ilk genel seçimlerden 1983 yılına kadar oldukça sade ve kolay anlaşılabilir bir siyasal parti kültürü yaratılmıştır (Parlak ve Caner, 2009: 180).

Yakın dönemde en etkin partiler açısından sistem incelendiğinde, Doğu-Batı birleşmesinden sonraki ilk genel seçimlerden bu yana altı partinin parlamentoda (Bundestag’da) temsil edildiği görülmektedir:

  • Alman Hristiyan Demokrat Birliği (CDU – Deutsche Christliche Demokratische Union),
  • Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD – Sozialdemokratische Partei Deutschlands),
  • Özgür Demokratik Parti (FDP – Freie Demokratische Partei),
  • Hristiyan Sosyal Birlik (CSU – Christliche Soziale Union),
  • İttifak 90/ Yeşiller (Bündnis 90/ Grünen),
  • Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS – Partesi des Demokratischen Sozialismus).

Bu partiler siyasi yelpazedeki yerlerine göre kabaca gruplandırıldığında; CDU ve CSU muhafazakar liberal, FDP liberal, SPD sol (sosyal demokrat), İttifak 90/ Yeşiller (1979-1990) sol ve çevreci, PDS (1990) ise sol (sosyalist) partilerdir (Güler, 2004:234).

CDU/CSU ve SPD kitle partileri olarak bilinirler. Yani geçmişte seçmenlerin geniş kesiminin desteğini alabilmişlerdir. Her iki parti temelde, yaşlılara, hastalara, engellilere ve işsizlere gelir güvencesi sunan sosyal devlete olumlu yaklaşımda bulunur. Ancak CDU/CSU daha çok serbest çalışan, ticaret yapan kesimleri ve iş çevrelerini kucaklarken, SPD sendikalara yakındır. Hür Demokrat Parti (FDP), Avrupalı Liberal partiler ailesine aittir. Siyasi görüşü, devletin pazara mümkün olduğu kadar az müdahale etmesidir. FPD bir kitle partisi değildir. Özellikle daha üst gelir ve eğitim sınıflarının desteğini alır. Kuruluş tarihi 1980 olan ve kısaca “Yeşiller” olarak bilinen Birlik 90/ Yeşiller, 1949’dan sonra yeni kurulan ve başarılı bir süreklilik kazanan ilk oluşumdur. Yeşiller, Avrupa yeşil ve ekolojik açılımlı parti ailesine aittirler. Pragmatik özellikleri, piyasa ekonomisini devlet tarafından denetlenecek doğa ve çevre koruma ilkeleriyle bağlantılı olarak ele almalarıdır. Yeşiller daha çok üst gelir sınıfından ve ortalamanın üstünde eğitim alan seçmenleri temsil etmektedirler. İki Almanya’nın yeniden birleşmesi ile birlikte Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS), Almanya Federal Cumhuriyeti siyaset meydanına katılmıştır (Parlak ve Caner, 2009:181).

Kuruluşları ve gelişimleri açısından adı geçen partiler kısaca incelendiğinde, SPD, CDU, CSU ve FDP’ nin Batı Almanya’da 1945’te kuruldukları veya yenilenerek faaliyetlerine devam ettikleri görülmektedir. SPD, 1933’te Hitler rejimince lağvedilen aynı isimli işçi partisinin devamı niteliğinde 1945’te yenilenmiştir. CDU ve CSU ise, Weimar döneminin Katolik Merkez Partisi’nden farklılaşatak, hem Katolik hem Protestanların desteğiyle 1945’te yeniden kurulmuş partilerdir. FDP, kuruluşundan bu yana klasik Alman liberalizmi geleneği çerçevesindeki programlarla çalışmıştır. Yeşiller, adından da anlaşılacağı gibi, başta nükleer enerji karşıtları ve çeşitli yurttaş inisiyatifleri olmak üzere çeşitli grupları içeren radikal çevreci harekete dayalı Alman Yeşiller Partisi geleneğinden gelmektedir. 83 – 90 arasında parlamentoda temsil edilmiştir, fakat 90 genel seçimlerinde gerekli olan barajı aşamamıştır. Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ise, birleşme öncesi Doğu Almanya’da iktidarda olan Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED – Sozialistische Einheitspartei Deutschlands) devamı niteliğinde kurulmuştur. SED, 1946’da SPD ve Alman Komünist Partisi’nin (KPD) ortaklığıyla kurulmuş ve birleşmeye kadar Doğu Almanya’daki sosyalist rejimin başındaki parti olarak iktidarda kalmıştır. 1989’da Berlin duvarının yıkılmasıyla SED’e, PDS adı eklenmiş; SED’in merkezi komitesi ve politbüro kaldırılmıştır. 1990’da bu parti, yalnızca PDS adıyla seçimlere katılmıştır ve o zamandan bu yana barajı geçemese bile Berlin bölgesinden kazandığı oylarla parlamentoda temsil edilmektedir (Güler, 2004: 235).

1953 yılında yapılan seçim barajı düzenlemesine göre Alman siyasal partilerinin parlamentoda temsil edilebilmeleri için temel kural ülke genelinde geçerli oyların %5’ini aşmak veya belirli bir seçim bölgesinde en az 3 koltuk çıkarabilecek oyu almasıdır. Bu kural günümüzde halen geçerlidir. Bu nedenle genellikle her seçim döneminde 9 parti seçimlere katılmakta parlamentoya ancak 4 ya da 6 parti girebilmektedir (Parlak ve Caner, 2009: 181).

Almanya’da son olarak 9 Ekim 2013 tarihinde açıklanan resmi seçim sonuçlarına göre;

 

PARTİNİN

 ADI

 

SON SEÇİMLERDE ALDIĞI OY ORANI

(2013)

 

BİR ÖNCEKİ SEÇİMLERDE ALDIĞI OY ORANI

(2009)

CDU %34.1 (2009 seçimlerinde bu oran % 27.3 idi.)
SPD %25.7 (2009 seçimlerinde bu oran %23.0 idi.)
Sol Parti, %8.6 (2009 seçimlerinde bu oran %11.9 idi.)
Yeşiller %8.4 (2009 seçimlerinde bu oran %10.7 idi.)
CSU %7.4 (2009 seçimlerinde bu oran %6.5 idi.)
FDP %4.8 (2009 seçimlerinde bu oran %14.6 idi.)
Diğerleri %10.9 (2009 seçimlerinde bu oran %6.0 idi.)

Tablo 9: Almanya 2009 ve 2013 Genel Seçim Sonuçları (www.bundeswahlleiter.de – Alman Seçim Kurulu Resmi Web Sitesi).

Oy oranları ve bir önceki seçimle karşılaştırılmaları yukarıdaki gibidir. Bu oranlar sonucunda koltuk dağılımları ise şu şekilde gerçekleşmiştir:

 

PARTİ KOLTUK SAYISI
CDU 255
SPD 193
Sol Parti 64
Yeşiller 63
CSU 56

Tablo 10: Almanya 2013 Seçim Sonuçlarına Göre Parlamentoda Koltuk Dağılımı (www.bundeswahlleiter.de – Alman Seçim Kurulu Resmi Web Sitesi).

Seçimlerden sonra tahmin edildiği üzere, Angela Merkel, CDU ve SPD oluşan büyük koalisyon hükümetinde başbakanlık görevini sürdürmektedir ve yeni hükümet kabinesi beşi CDU, üçü CSU ve altısı SPD milletvekili olan bakanlardan oluşmaktadır. Seçim sonuçlarının dilim grafikte gösterimi aşağıda incelenebilir.

11

Tablo 11: Almanya 2013 Parlamento Seçim Sonuçları Daire Grafiği. (Kaynak: http://suffragio.org/tag/kohl/)

 

SONUÇ

 

         Almanya’da sivil toplum örgütlerinin olabildiğince güncel durumunu inceleme amacıyla oluşturulmuş olan bu çalışmaya sivil toplum örgütü kavramının tanımıyla başlandı. Örgüt demeden sivil toplum demek mümkün olmayacaktır, sonuçta toplum da bir tür örgütlenme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda doğal ve biçimsel örgütler, örgüt türlerini oluşturmaktadır. Biçimsel örgütler de kendi içerisinde kamu, özel ve sivil toplum olarak sınıflandırılmaktadır. Tam da bu nokta da siyaset bilimi kaynaklarının baskı ve çıkar grupları başlığında karşımıza çıkan örgütler olan sivil toplum örgütleri somutlaşmaya başlar. Almanya özelinde anlatılacak olan sivil toplum örgütleri, dernekler, sendikalar, vakıflar, meslek kuruluşları olarak karşımıza çıkmıştır.

Almanya’da yaklaşık 600.000 tane dernek olduğu düşünüldüğünde bunları örneklerle anlatmak bile objektif olmayacağından, bu konuda Alman dernek mevzuatı üzerinden özet bilgiler verildi. Bu bilgiler, yeri geldikçe, tablolar vasıtasıyla, Türkiye’deki mevcut durum ile karşılaştırıldı. Görüldü ki Almanya’da diğer sivil toplum örgütleri de dernek hukuk rejimine benzer şekilde örgütlenmekteler. Bu noktada vakıflar anlatılırken, Almanya’da federal düzeyde örgütlenmiş ve uluslararası alanda temsilcilikleri bulunan, siyaseten de diyalog kanalları olan iki örnek kullanıldı.

Avrupa’da bir çok örneği olduğu gibi Almanya’da da sendikaların birleşmesiyle ortaya çıkan ‘süper sendika’ bulunduğu görüldü. Sendikalıların %85’lik bir kısmını üyesi olarak barındıran DGB örnek olarak alınıp anlatıldı. DGB anlatıldıktan sonra, DGB’ ye kayıtlı tam sekiz sendika daha özetle tanıtılma yoluna gidildi. Bu noktada her birinin kendi resmi web siteleri ziyaret edilerek, sendikalara kulak verildi.

Sivil toplum örgütleri sınıflandırmamızın bir sonraki kolu da meslek kuruluşları tarafından oluşmaktaydı. Bu anlamda Almanya’da olabildiğince şemsiye kuruluşlar seçilerek kısaca tanıtıldı.

Sivil toplum sınıflandırılması yapılırken, siyasal partilerin hangi noktada olduğu her zaman tartışmalı olmuştur. Şüphesiz bu tartışmanın sebebi, siyasi iktidara sahip olmak amacından kaynaklanmaktadır. Bu noktada iktidar partileri ile diğerlerini birbirinden ayırmak gerekmektedir. Sivil toplumun önemi bir açıdan da, toplumun dileklerini siyasi sisteme bir takım kanallar yoluyla girmesini sağlamasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada siyasi partiler Almanya’da da kilit öneme sahiptir. Çalışmanın kapsamı açısından son bölümde özetle ve özellikle güncel Alman siyaseti anlatıldı.

 

 

KAYNAKÇA

Çam, E. , “Siyaset Bilimine Giriş”, 9.Baskı, Der Yayınları, Yayın No:34, İstanbul, 2005.

Çevrimli, N. Ve diğerleri (Hazırlayanlar), “Dünya Vakıflar Konferansı İzleme Raporu”, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ankara, Ekim 2013.

Embacher, S. , “Avrupa’da Sivil Toplum ve Sosyal Demokrasi”, Friedrich Ebert Stiftung, Mart 2010.

Esnaf ve Sanatkârlar Teşvik ve Destek Sistemi (ESDES) Kurulması Projesi Yurt Dışı İncelemeleri: Almanya Raporu”, T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Esnaf ve Sanatkârlar Genel Müdürlüğü ve Çankaya Üniversitesi, Ankara, Mart 2014.

Güler, B. A. Ve diğerleri, “Kamu Yönetimi Ülke İncelemeleri”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Araştırma ve Uygulama Merkezi (KAYAUM), Yayın No:1, Ankara, Aralık 2004.

İkizler, M. , “Alman Dernekler Hukukundaki Reform Çalışmalarına Bir Bakış”, AÜHFD Cilt: 57, Sayı:3, Sf. 409-454, Yıl 2008.

Jensen, C. S. , “Sendikacılık: Farklılıklar ve Benzerlikler – Avrupa, ABD ve Asya Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme”,  (Trade Unionism: Differences and Similarities – a Comparative View on Europe, USA and Asia, Journal of Industrial Relations), 48 (1), Sf. 59-81, 2006.

Kışlalı, A. T. , “Siyaset Bilimi”, 14. Baskı, İmge Kitabevi, Ankara, 2010.

Özkiraz, A. Ve Talu, N. , “Sendikaların Doğuşu; Türkiye ve Batı Avrupa Ülkeleri Karşılaştırması”, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, Sayı:2, Sf. 108-126, 2008.

Öztekin, A. , “Siyaset Bilimine Giriş”, 5. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2007.

Öztekin, A. , “Yönetim Bilimi”, 4. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara, Ağustos, 2010.

Parlak, B ve Caner,C. ,”Karşılaştırmalı Siyasal ve Yönetsel Yapılar”, 2. Baskı, Bursa, Nisan, 2008.

Sapancalı, F. , “Avrupa Birliği’ne Üye Ülkelerde Sendikal Örgütlenme, Sorunlar ve Yeni Stratejiler”, Eylül 2007.

Sezer, T. D. , “Dernek Kurma Özgürlüğünün İçeriği ve Gelişim Süreci Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 10, Sayı: 1, 2008.

Şen, S. “Avrupa Birliği Üyesi Ülkelerde Tabipler Birliklerinin ve Tabip Odalarının Yetkileri Konusunda Araştırma”, Sağlık Bakanlığı, 2005.

Yardımcı, M. (Komisyon Başkanı), “Uluslararası Sivil Toplum Araştırması”, T.C. İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı Araştırma Komisyonu, Ankara, 2013.

İnternet Ortamında Yararlanılan Kaynaklar

www.bundeswahlleiter.de ,Alman Seçim Kurulu Resmi Web Sitesi, Erişim Tarihi: 18.11.2014.

www.dernekler.gov.tr, “Taiex Çalışma Ziyareti: İngiltere – Almanya”, T.C. İç İşleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı ve Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Müdürlüğü, Erişim Tarihi: 15.11.2014.

http://suffragio.org/tag/kohl/ , Erişim Tarihi: 18.11.2014.

tr.boell.org, Erişim Tarihi: 19.11.2014.

www.dgb.de , Erişim Tarihi: 20.11.2014.

www.evg-online.org , Erişim Tarihi: 20.11.2014.

www.festr.org , Erişim Tarihi: 21.11.2014.

www.gdp.de, Erişim Tarihi: 21.11.2014.

www.gew.de , Erişim Tarihi: 21.11.2014.

www.igbau.de , Erişim Tarihi: 22.11.2014.

www.igbce.de , Erişim Tarihi: 20.11.2014.

www.igmetall.de , Erişim Tarihi: 19.11.2014.

www.ngg.net , Erişim Tarihi: 22.11.2014.

www.verdi.de, Erişim Tarihi: 20.11.2014.

 

Hakkında Uygar Tul

İlginizi Çekebilir

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 43. Yıldönümü

Giriş Kıbrıs Sorunu, uluslararası ilişkilerde Soğuk Savaş’ın bitiminden önce başlamış olan ve günümüzde de devam …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.