Irak’ta “ortak düşman” DEAŞ’a karşı birleşen Şii milis grupların oluşturduğu Haşdi Şabi’deki ayrışmalar, ABD ile İran arasında gerilimin artmasına paralel olarak daha da derinleşiyorceğinin bir göstergesi.

Irak’ta 2014 itibarıyla terör örgütü DEAŞ’la birlikte ortaya çıkan sürecin en önemli aktörlerinden biri olan Haşdi Şabi ve Şii milis gruplar, bugün askeri alanın ötesinde siyasetin de belirleyici güçlerinden biri haline geldi. Nitekim Mayıs 2018’de yapılan seçimlerde Haşdi Şabi içinde daha çok İran’a yakın olduğu bilinen grupların destek verdiği siyasi liste olan Fetih Koalisyonu, Haşdi Şabi’de en etkili milis gruplardan biri olan Seraya es-Selam’ın lideri olan Mukteda es-Sadr’ın öncülüğündeki Sairun Koalisyonu’nun ardından ikinci oldu. Böylece milis yapılanmalar hükümet kurma sürecinin temel unsurları haline geldiler.

ABD ile İran arasındaki gerilim, özellikle yaz aylarından bu yana devam ediyor. Körfez’deki tanker geriliminin ardından, Suudi Arabistan’ın petrol şirketi ARAMCO’ya düzenlenen saldırıdan sonra ABD’nin Körfez’e uçak gemisi göndermesiyle ABD-İran gerilimi bölgede giderek artmıştı. Ancak Irak’ta 1 Ekim’de başlayan protesto gösterileri ve ardından yaşanan gelişmeler, ABD-İran gerilimini vekil unsurlar üzerinden çatışmaya doğru taşıdı.

Ancak ortak düşman ve hedefe (DEAŞ) karşı beraber hareket edebilen bu yapılar, siyasetin doğasına uygun bir biçimde giderek ayrışan ve hatta zaman zaman karşı karşıya gelen pozisyona sahip oldu. Özellikle Irak iç siyasetindeki gelişmeler ve ABD-İran arasındaki çekişmeyle birlikte Haşdi Şabi içinde çatlaklar ortaya çıkarken, Haşdi Şabi üzerindeki en etkili iki kişi olarak ifade edilen İran Devrim Muhafızları Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis’in ABD’nin 3 Ocak 2020’de Bağdat’ta düzenlediği suikast sonucu öldürülmesi, Haşdi Şabi içindeki çatlağı giderek derinleştirdi.

Haşdi Şabi’yi teşkil eden gruplar

Haşdi Şabi, Irak’ta terör örgütü DEAŞ’ın başta Anbar ve Musul’da toprak hakimiyeti sağlaması ve Irak güvenlik güçlerinin DEAŞ’la mücadelede yetersiz kalması üzerine Irak’taki en üst Şii merci Ayetullah Ali el-Sistani’nin fetvasıyla kuruldu. Sistani’nin fetvasının akabinde iki hafta içinde yaklaşık 90 bin kişi, gönüllü savaşçı olarak Haşdi Şabi bünyesine dahil oldu. Bununla birlikte “dini mekanları korumak” gerekçesiyle 2013’te Suriye’deki iç savaşa dahil olan milis gruplar da Haşdi Şabi’nin ana çatısı haline geldi. Bu noktada özellikle İran’ın milis gruplar vasıtasıyla Haşdi Şabi üzerinde büyük bir etki kurduğunu belirtmekte fayda var. Nitekim Nuceba, Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid Şuheda gibi grupların büyük bölümü, İran tarafından yönlendirilen gruplardı.

Irak sahasında da aynı organizasyonun devam ettiği görüldü. Her ne kadar Haşdi Şabi’nin Sistani’nin fetvasıyla kurulması nedeniyle “Iraklı” bir kimliği olsa da İran’a yakın milis grupların etkisiyle Haşdi Şabi içerisinde, temelde İran yanlısı ve milli gruplar olarak ikili bir yapı oluştu. Bununla birlikte Haşdi Şabi, DEAŞ’a karşı mücadelede “gönüllü birlikler” olarak ortaya çıksa da bu yapı içinde bir bölünme de ortaya çıktı. Milis gruplar ve gönüllü savaşçılar arasındaki bölünmenin yanı sıra, aşiretler de Haşdi Şabi’de önemli bir role sahip oldu. Hatta aşiretlerin oluşturduğu gruplar “Haşdi Aşairi” olarak anıldı. Bununla birlikte genel Haşdi Şabi yapısı içinde olmasa da bölgesel ve yerel düzeyde etkili olan gruplar da ortaya çıktı. Bu grupların büyük bölümü belirli bir bölgenin korunması ve kontrol sağlanması amacıyla bölge halkı ya da söz konusu bölgedeki bir azınlık tarafından kuruldu.

Bununla birlikte Haşdi Şabi’nin büyüyen gücü ve etkisinden fayda sağlamak isteyen çıkar grupları da Haşdi Şabi’nin bir parçası haline geldi. Bu grupların büyük bir bölümü “çetecilik” faaliyetleri yaparak, illegal yollarla çıkar elde etmeye çalıştı. Ancak Haşdi Şabi içindeki bu bölünme ve Haşdi Şabi’nin kendini aşan bir etkinlik sağlaması, yapı üzerinde kontrolsüz bir durum ortaya çıkardı. Haşdi Şabi içindeki milis grupların özelikle kontrol ettikleri bölgelerde “paralel devlet” gibi bir yapı oluşturmaları, ana devlet mekanizmasına ek olarak Şii dini mercide dahi bir rahatsızlık oluşturdu. Daha da ötesinde örgüt içindeki milis grupların bazı bölgelerdeki gayriinsani uygulamaları, Haşdi Şabi’nin Irak halkı nezdindeki genel meşruiyetini de olumsuz yönde etkiledi. Nitekim Haşdi Şabi’nin hem kontrol altına alınması hem de yasal bir zemine oturtulması için Irak Parlamentosu tarafından 2016’da çıkarılan bir kanunla bu milis grupları, Irak güvenlik güçlerinin özerk bir parçası haline getirildi. Fakat bunun Haşdi Şabi’yle ilgili sorunları çözdüğünü söylemek mümkün görünmüyor. Zira her ne kadar milis gruplar Haşdi Şabi bünyesinde ordu yapılanmalarında olduğu gibi birer askeri birlik haline getirilmiş olsa da hemen her milis grup öznel varlığını da korumaya devam ediyor. Bu anlamda Haşdi Şabi içindeki en etkili ve büyük gruplar olarak bilinen Bedir Örgütü, Asaib Ehlil Hak, Ketaib Hizbullah gibi İran’a yakın olan grupların yanı sıra, Mukteda Es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam, Şii dini merciye bağlı Ali Ekber, Fırkat el-Abbas, Ensar el-Merciye gibi gruplar Haşdi Şabi yapısı dışında pozisyon alıyor. Nitekim bu durum Haşdi Şabi içindeki ayrışma, bölünme ve problemlerin giderilmesi bir yana onları daha da derinleştirmiş görünüyor. Bu yapısal problemlerin yanı sıra Irak iç politikasındaki gelişmelerle birlikte özellikle ABD-İran arasında yaşanan çekişmeler de Haşdi Şabi’deki kargaşayı artırmış durumda.

ABD-İran çekişmesi, protestolar ve Necef-Kum rekabeti

ABD ile İran arasındaki gerilim, özellikle yaz aylarından bu yana devam ediyor. Körfez’deki tanker geriliminin ardından, Suudi Arabistan’ın petrol şirketi ARAMCO’ya düzenlenen saldırıdan sonra ABD’nin Körfez’e uçak gemisi göndermesiyle ABD-İran gerilimi bölgede giderek artmıştı. Ancak Irak’ta 1 Ekim’de başlayan protesto gösterileri ve ardından yaşanan gelişmeler, ABD-İran gerilimini vekil unsurlar üzerinden çatışmaya doğru taşıdı. 27 Aralık 2019’da ABD’nin Kerkük’teki K1 Üssüne Ketaib Hizbullah tarafından yapıldığı düşünülen saldırıda bir ABD vatandaşı hayatını kaybetti ve ABD bu saldırıya karşılık Anbar vilayetinde bulunan Haşdi Şabi üslerine saldırarak yaklaşık 30 milisi öldürdü. Bunun üzerine İran’a yakın Şii milis grupların mensupları Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ne baskın düzenledi. Bu gerilim Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis’in öldürülmesiyle devam etti. 8 Ocak’ta İran tarafından Anbar ve Erbil’deki ABD askeri üslerine yönelik balistik füze saldırıları gerçekleştirildi. Buna karşın, Haşdi Şabi’nin en önemli bileşenlerinden İran yanlısı Asaib Ehlil Hak ve Ketaib Hizbullah gibi milis grupları da ABD’yi tehdit ederek, Irak’taki ABD varlığının hedef alınacağı yönünde açıklamalar yaptı. Bu açıdan bakıldığında İran’ın doğrudan ABD ile gerilimi yükseltmek yerine, Haşdi Şabi bünyesindeki milis grupları vekil olarak kullanarak gerginliği tırmandırmayı tercih ettiği ve böylece doğrudan çatışmaya girmekten kaçındığı görülüyor.

Nitekim ABD’nin de aynı yönde karşılık verdiğini söylemek yanlış olmaz. Zira ABD de, Irak’ta İran’a yakın Hareket en-Nuceba, Ketaib Hizbullah, Asaib Ehlil Hak gibi bazı Şii milis grupları terör örgütleri listesine alıp, liderlerine yönelik yaptırım kararları uygularken, söz konusu örgütler de ortak bildirilerle, Irak’taki ABD varlığını işgal olarak nitelendirip hedef alabileceklerine yönelik açıklamalar yapıyor. Ancak Haşdi Şabi ile ilintili bu grupların ABD’yi hedef alması, Haşdi Şabi içinde de gerginlik oluşturmuş durumda. Bir taraftan ABD’ye karşı gösterilen bu sert reaksiyonun Irak’a fayda sağlamayacağına yönelik endişeler dile getirilirken, diğer taraftan da Haşdi Şabi’nin meşruiyetine gölge düşürdüğü söyleniyor. Nitekim İran’a yakın grupların protestolar sırasında göstericilere yönelik sert müdahalesinin de Haşdi Şabi’nin halk nezdindeki desteğine büyük zarar verdiği düşünülüyor.

Bu noktada İran’ın, Haşdi Şabi içindeki kontrolünü artırmak ve baskıcı yöntemlerle Irak siyasetine yön vermeye çalıştığını söylemek mümkün. Nitekim 20 Şubat’ta Mühendis’in halefi olarak Haşdi Şabi içinde İran’a yakın en büyük gruplardan biri olan Ketaib Hizbullah’ın eski komutanlarından Abdulaziz Ebu Fedek’in aday olarak ortaya çıkarılması dikkat çekici. Ancak Haşdi Şabi içindeki Sistani yanlısı grupların (Haşdi Merciye), Mühendis’in halefinin seçilmesine ilişkin bilgileri olmadığı gerekçesiyle Ebu Fedek’in bu göreve getirilişini reddetmiş olması da Haşdi Şabi içindeki çekişmenin bir diğer boyutu. Nitekim söz konusu grupların Fedek’in isminin belirlenmesinden sonra, Haşdi Merciye olarak Savunma Bakanlığı’na bağlanmak istediklerine ve bu nedenle Savunma Bakanı ile görüştüklerine yönelik haberler de yaşanan ayrışmanın diğer bir işareti. Bu tutum Necef’in uzun süredir Haşdi Şabi üzerinde kontrol arayışında olan Kum’a yeni dönemde direniş göstereceğine yorulabilir. Zira Şiilik açısından Necef ve Kum ekolleri iki belirleyici güç. Saddam Hüseyin döneminin baskıcı politikaları nedeniyle içine kapanmak zorunda kalan Necef, 2003 sonrası yeniden eski gücüne kavuşmuş durumda. Ancak İran, Şiilik üzerinden etki kurmasını sağlayan Kum’un başat güç konumunun geriye gitmesini istemiyor. Bu nedenle Haşdi Şabi üzerinden de baskı oluşturmuş durumda. Haşdi Şabi’nin, Irak’taki en büyük Şii dini merci Sistani’nin fetvasıyla kurulduğu düşünüldüğünde, İran’ın Haşdi Şabi üzerinde kontrol sağlayarak Necef’e üstünlük sağlama peşinde olduğunu söylemek mümkün. İran’ın böylece Haşdi Şabi üzerinden ABD ile vekalet savaşı yürüterek doğrudan çatışmanın maliyetini düşürdüğü, aynı zamanda da Kum-Necef rekabetinde avantaj sağlamaya çalıştığı görülüyor. Öte yandan İran’a yakın grupların ABD karşıtı tutum göstererek, sürekli Irak’ı savunduklarını vurgulamaları, “Irak bizimdir” mesajını taşıyor. Ancak protesto gösterilerinde İran’a karşı verilen tepkiye dikkat edilecek olursa, Iraklıların İran varlığını istemediği net bir biçimde görülüyor. Bu noktada Necef’in de Iraklılık kimliğine sahip çıktığını söylenebilir.

Ancak ABD’nin mevcut gruplara yönelik yaptırım kararları ve Irak hükümetinin de sessiz kalarak destek verir bir pozisyon alması, İran yanlısı grupların hareket alanını kısıtlıyor. Bu noktada İran’ın esneklik sağlayabilmek için yeni gruplar üzerinden bir hareket tarzı benimsediği görülüyor. Nitekim 11 ve 14 Mart’taki Bağdat’ın kuzey doğusunda yer alan ve ABD askerlerinin bulunduğu Taci Askeri Üssü’ne yapılan saldırıları Usbet us-Sairin (Devrimciler Birliği) adlı yeni silahlı bir grup üstlendi. Söz konusu grup son olarak da ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’nin üzerinden drone kamerayla yaptıkları çekimi internet üzerinden yayınlamasıyla dikkat çekti. Bu noktada milisler üzerinden tırmanmaya devam edeceğe benzeyen ABD-İran gerginliğinde yeni fazı Amerikan güçlerine karşı vur-kaç taktiğiyle savaşan radikal grupların şiddetlendirmesi beklenebilir. Bu durum Haşdi Şabi’nin parçalanmasını veya gücünün azalmasını gündeme getirebileceği gibi İran’ın hem Irak’taki etkinliğinden vazgeçmeyeceğini hem de ABD ile vekalet savaşının caydırıcı gücünü dönüştürme çabasına gireceğini gösteriyor. Nitekim ABD Irak’ta bazı askeri üsleri Irak güvenlik güçlerine devretmiş olsa bile, Anbar ve Erbil’de bulunan üslere patriot hava savunma sistemlerini yerleştirmesi ve bunun devam edeceğine yönelik işaretler, Irak’ta ABD-İran-milis güçler üçgeninde mücadelenin süreceğinin bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Anadolu Ajansı

09.04.2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.